Arkadaşlara bir iki defa sordum: “Hocalarınız size, bir kere olsun, ‘Arkadaşlar! Bizim okumadan maksadımız, hakikatlerin gurup ettiği ufka gözleri takılıp kalmış, bitevî şaşkınlık yaşayan ve yitik ülke Atlantis’in yetim çocukları olan insanlığa dinimizin güzelliklerini anlatmaktır’ dediler mi? Allah aşkına, ‘Evet’ deyin; müspet cevap verin; ‘Evet’ deyin; çünkü o zaman, ben de ferahlayacak ve rahatlayacağım. Dediler mi bir kerecik de olsa, ‘Biz, bütün siyasî ve politik kavga ve gayelerden uzak kalarak, dinimizi sadece ve sadece Allah’ın rızası için öğrenecek ve sonra da dünyevî hiçbir beklentiye girmeden, gerekirse taş kırıp alnımızın teriyle ekmeğimizi yiyecek; ama her halükârda ‘O’nu anlatacak, muhtaç sinelere Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kevser misal adını taşıyacağız!… Hilkatimizin gayesi Allah’ı (celle celâluhu) tanımak ve başkalarına tanıtıp sevdirmektir, varlığımızın hikmeti budur; bunu yapmıyorsak yeryüzünde durmamızın, nefes alıp vermemizin de bir mânâsı yoktur, yaşamamız abestir; öyleyse gelin, abesle iştigal etmeyelim’ dediler mi?” Keşke ben, bu soruları sorarken müspet cevaplar alabilseydim!… Ne olurdu keşke, “Evet” sesleri duysaydım!…