Bazıları bunu kıskançlıktan ve hazımsızlıktan dolayı ret ve inkâr ediyor olabilir. Bazıları “Niye onlar, biz değiliz?” diyebilirler. Sahabe-i kiram efendilerimiz, Arap milleti olarak çok hızlı semere vermişlerdir. Fakat bildiğiniz gibi o ihtişamlı dönemin hepsi otuz senedir. Emevi ve Abbasî dönemlerini de işin içine kattığınız zaman bu sürenin tamamı üç asır olur. Ondan sonra da Türkler devreye giriyor. Bize şeref olarak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun mesajına mazhar olmamız da yeter. İçinden çıktığı millet olarak Araplar, “Biz dünyalara değer bir kıymete malik, şerefli bir milletiz.” deseler; bu söz doğrudur. “İnsanlığın İftihar Tablosu” onların içinden çıkmıştır. Fakat bu millet de diyebilir ki, “Evet, o bizim Peygamberimiz, canlarımız O’na feda olsun; ama Cenâb-ı Hak bize de öyle mükemmel bir millet kökü vermiş ki, o tam dokuz asır Efendisinin bayrağını en yüksek burçlarda dalgalandırmış; İslâm dünyasının hâmîsi olmuş; sağdan-soldan, alttan-üstten, Çin’den-Maçin’den, Hind’den-Yemen’den gelen saldırılara karşı dini sıyanet etmiş.” İşte bu, bugün olmuyorsa bile, gerçekleştiği dönemler itibarıyla şuuraltlarına inmiş, o milletlerin şuuraltı beslenme dönemlerinde zihinlerine âdeta kazınmıştır ve zaten insaflı olanlar da bunu kabul ediyorlar.