Kendini Kur’ân ve iman hizmetine adamış insanlar, kendilerininki kadar birlikte oldukları arkadaşlarının da şeref ve haysiyetlerini korumak zorundadırlar. Bizim yüzümüzden onlara laf gelirse mesul oluruz. Sırtımızda taşıdığımız emanet adına ve talibi olduğumuz iman davası hatırına çok dikkatli yaşamak, her adımımızı düşünerek atmak zorundayız.
Bugüne kadar nice yalan doğruluk urbası giydirilerek piyasaya sürülmüş ve bununla nice temiz sular bulandırılmıştır. Nice samimi mü’min olmadık iftiralarla karalanmıştır. Bu tür kirli operasyonların sebep olduğu tahribat, sadece işin faili gibi gösterilen kişilerle de sınırlı kalmamıştır. Bu hâdiseler dine karşı tavır alınmasına yol açmıştır. Bazı mü’minlerin şuursuzca yaptığı hatalar veya bilerek işlediği günahlar, dine vurmak isteyen çevreler tarafından büyük bir fırsat olarak görülmüş ve değerlendirilmiştir. Hiç kimsenin, yaptığı bir kısım yanlışlar yüzünden dine, diyanete söz söyletmeye, umum Müslümanları karalatmaya hakkı yoktur. Yanlışlar, her ne kadar şahsî gibi görünse de, bir yönüyle umumun hukukuna tecavüz demektir.
Hassaten dini temsil konumunda bulunan kimseler, başından sonuna kadar bütün hayatlarını peygamberane bir azimle, ciddiyetle, titizlikle, ismet ve iffetle yaşamaya çalışmalıdırlar. Bunun da ötesinde onlar, ehl-i dünyanın muhtemel saldırılarını hesaba katmalı, su-i stimal edilecek noktaları göz önünde bulundurmalı ve fevkalâde bir basiret ve ferasetle hareket etmelidirler. Şüphe, töhmet ve suçlamalara sebep olma, su-i tevil ve tefsire uğrama, istismar edilme endişesi söz konusuysa dine göre mahzurlu olmayan bir kısım mübah fiillerden bile uzak durmalıdırlar.