Hülâsa, herkes karakterinin gereğini sergiler. Kin ve nefretlerine yenik düşmüş, haset ve iğbirar hastalığından kurtulamamış, şeytanın dürtüleriyle hareket eden zavallılar, peygamber yolunda yürüyen insanları vazgeçirmek için akla hayale gelmedik entrikalar plânlayacaklardır. Onların bu saldırıları karşısında bize düşen, “bünyân-ı mersus” (sağlam ve birbirine kenetlenmiş bir vücut) gibi birbirimize kenetlenerek tam bir vifak ve ittifak içerisinde hareket etmektir. Öyle ki, elli tane müfsit cereyan bizi birbirimizden koparmaya çalışsa da başarılı olamamalıdır..
Ayrıca maruz kaldığımız sıkıntılar ve meşakkatler karşısında asla sarsılmamalı, paniklememeliyiz. Şurası iyi bilinmelidir ki; dünyanın bütün şeytanları toplansa dahi Allah’ın izni olmadan hiçbiri bize zarar veremez, bizi yürüdüğümüz yoldan alıkoyamaz. O hâlde paniklemeye, ümitsizliğe düşmeye ve korkmaya gerek yoktur. Bilakis yürekli olmalı, ümidimizi canlı tutmalı, hatta çevremizdeki herkese ümit kaynağı olmalıyız. Bunun yanı sıra Allah’ın önümüze açtığı imkân ve fırsatları çok iyi değerlendirmeye çalışmalıyız. Gerekirse çarşıda pazarda demircilik yapmalı, ayakkabı boyamalı, örgü örmeli ve tüm kalbimizle doğruluğuna inandığımız iman ve Kur’ân davasını devam ettirmeliyiz. Yürüdüğümüz yol yanlış ise zaten şimdiye kadar yaptıklarımızın hesabını Allah’a veremeyiz. Ama yol doğru da biz inhiraf içindeysek, Allah’ın bir lütfu olarak sevk edildiğimiz bu yoldan sağa sola savruluyor veya gerisin geriye dönüyorsak, bu takdirde bunun da hesabını veremez, üstelik –Allah korusun– “dönekler” olarak tarihe geçeriz.
124 İnşirâh sûresi, 94/6.
125 Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23.