Allah’ın, insanları iç dünyalarıyla, gerçek mahiyetleriyle size göstermesi size büyük bir lütfudur. Bolluk ve rahatlık zamanlarında insanları gerçek karakterleriyle tanıyamazsınız. Oysaki iman ve Kur’ân davası ancak fedakâr, samimi, sabırlı ve yılmaz insanlarla götürülür. Zayıf karakterlere büyük davalar emanet edilemez. Yunus’un ifadesiyle, bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var. İşte Cenab-ı Hak bu tür zor dönemlerde, girdiğiniz yolu birlikte yürüyemeyeceğiniz, bu uzun yolculukta size refakat edemeyecek insanları, kendilerine has kabiliyet ve donanımlarıyla, resim ve karakterleriyle size gösterir ve onlara karşı dikkatli olmanız gerektiği mesajını verir. İbn Selülleri deşifre ederek onlara karşı sizi ikaz eder. Siz de normal zamanlarda kucak dolusu paralar dökseniz tanıyamayacağınız insanları bu zor dönemlerde tanımış; dolayısıyla da çıktığınız uzun yolu kimlerle yürüyüp yürüyemeyeceğinizi öğrenmiş olursunuz.
Gerçi biz, herkes hakkında hüsnüzan etmekle yükümlüyüz. Bize yönelen herkese bağrımızı açmak, af dileyen herkesi affetmek, herkese insanca davranmak, bize bir adım yaklaşana iki adımla yaklaşmak bizim temel karakterimizdir. Dolayısıyla gelecekte bu insanlara da bağrımızı açar, tebessüm sadakamızdan onları da mahrum etmeyiz. Zira mü’min, civanmert, centilmen ve âlicenap insandır. Aldansa da kimseyi aldatmaz. Kin, intikam ve rövanş duygularıyla hareket etmez. Ancak bir kere dönmüş insanlara karşı, tekrar döneklik yapabilecekleri ihtimaline binaen ihtiyat ve tedbiri de asla elden bırakmaz. Onların, yürünen uzun yolda güzergâh emniyetini ihlal etmelerine (yol güvenliğini bozmalarına) bir daha fırsat vermez. Zira inanmış bir insan, bir kere sokulduğu delikten tekrar sokulmaz. Aynı kişiler tarafından tekrar aldatılmama adına alınması gereken bütün önlemleri alır. Suret-i haktan görünen münafık karakterli kişilerin kendisini idlal ve ifsat etmesine fırsat vermez.