Bugüne kadar nice peygamberler ve onların sadık takipçileri, sırf kavimlerini hak ve hakikate çağırdıkları için türlü türlü hakaretlere, eziyet ve işkencelere maruz kaldılar. Mesela Hz. Mesih’in dava ve misyonunu devam ettiren insanlar için çarmıhlar kuruldu, içi ateş dolu hendekler kazıldı. Hem de sırf kendi dönemlerinde yaşayan bir kısım zorba ve zalimle aynı inancı, aynı düşünceyi, aynı hayat felsefesini ve aynı dünya görüşünü paylaşmadıkları için. Fakat onlar, kendilerine reva görülen her türlü kötülük karşısında dişlerini sıkıp sabrettiler, yürüdükleri yoldan dönmediler. Üstlendikleri misyonu hakkıyla yerine getirdiler. Ciddi bir ihlâs ve samimiyet şuuruyla, bakir topraklara saçabildikleri kadar tohum saçtılar. Yaşatma felsefesini esas almış bu adanmışlar kendilerini düşünmediler. Her türlü zorluğu ve sıkıntıyı göğüslediler. Bunun neticesinde, arkalarındakilere çok büyük güzellikler emanet ederek bu fani âlemden göçtüler.
Her dönemin Firavunları, Nemrutları, Dakyanusları olacaktır. Sürekli yol ve yöntem değiştiren ehl-i nifak, inanmış gönüllerin kuyusunu kazmak, onları musibetler sarmalı içine çekip işlerini bitirmek için her yola başvuracaktır. Biz, başımıza gelen belalara ve musibetlere aldırmadan, gönül verdiğimiz hakikatleri ihlâs ve samimiyetle tüm insanlığa duyurmak için gayret etmeyi sürdürürsek, Allah bizi buna muvaffak kılacaktır. Zira O, kendi yolunda yürüyenleri hiç yüzüstü bırakmamıştır. Bununla beraber attığımız tohumların hasadını yapma beklentisine girmemeliyiz. Biz tohum atalım, attığımız tohumların tımarını yapalım ama onları kim hasat ederse etsin, kim ambara taşırsa taşısın.