Bizi beslenme kaynaklarımızdan uzaklaştıran etkenlerden biri de içtimaî hayatın içine girmemiz, farklı meşguliyetlere açılmamız, değişik plân ve projelerin arkasından koşmamız oldu. Birer gereklilik zannederek girdiğimiz bu işler zamanla bizi çepeçevre sardı; konuşmalarımızın temel konusu hâline geldi, hayal dünyamıza kadar sirayet etti. Zamanla, bir araya gelişlerimizde Hizmet’i konuştuğumuzu zannederken asıl konuşmamız ve üzerinde yoğunlaşmamız gereken ana meselelerimizi unuttuk ve Hizmet mevzuundan uzaklaştık. Bu da, okuma-anlama şevkimizi, bunlara muhtaç olduğumuz hissini aldı götürdü. Hatta bazılarımızda, “Bunları okusam ne olur okumasam ne olur, anlasam ne olur anlamasam ne olur!” şeklinde tuhaf bir istiğna duygusu belirdi. Bilmedikleri hâlde kendilerini biliyor zannettiler. Şekiller, kalıplar, formaliteler gelip mânâ, muhteva ve özün yerini aldı. İnsanlar, kalbî ve ruhî hayatımızın temel gıdası olan imanî hakikatlerden uzak kaldıkça farklı arıza ve problemler de baş göstermeye başladı.
Farklı sahalardaki açılımların hizmet adına önemli kazanımları olduysa da, bunlar aynı zamanda işi farklı bir zemine çekti. Açılımlarla birlikte bir kısım insanlar kendini salmaya başladı. Dünyanın farklı ülkelerinde İslâmî centerlar, diyalog merkezleri, kültür lokalleri, eğitim müesseseleri açma; oralarda idareci veya öğretmen olarak çalışma, toplumun farklı kesimleriyle sosyal münasebetler kurma, rical-i devletle görüşme, hoşgörü ve diyalog adına farklı kesimlerden insanlarla el sıkışma ve kucaklaşma gibi şeyler bizi kendi dünyamızdan, kendi düşünce ortamımızdan uzaklaştırdı, aldı bizi başka dünyalara götürdü. Ne yazık ki çoğumuz günümüzde hâlâ böyle bir dağınıklık ve kaybolmuşluk içinde yaşıyoruz.