İçeriğe geç

Esasında idarecilik, müdürlük, genel müdürlük gibi vazifeler, sadece, iman ve Kur’ân hizmetlerinin ahenk ve istikrar içerisinde yürümesi adına başvurulan birer vesileydi. Bunların hiçbiri gaye olmamalıydı ve bunlara haddinden fazla önem atfedilmemeliydi. Bir insan hangi makam ve konumu tutarsa tutsun, kendisini, bir mektubu bir yere götürmek, bir selamı bir kimseye ulaştırmak için tutulan bir ulak, bir amele gibi görmeliydi. O insana düşen vazife, sistemin düzenli işlemesi adına kendisine biçilen rolü oynayabilmek, konumunun hakkını verebilmekti. Tekraren söyleyeyim, adanmışlar açısından bu makamların hiçbiri, üzerinde durulacak, gönül bağlanacak şeyler değildir, olmamalıdır. Zira emaneten üstlendiğimiz bütün bu makamlar, muhtaç gönüllere Allah ve Resûlü’nü duyurma adına çıktığımız yolda birer vesileden, vasıtadan başka bir şey değildir.

Temsil ettiğimiz makamları asıl hedef hâline getirirsek vesileleri gaye yerine koymuş oluruz. Bu makamları kendimizi ifade etme, bilinme, görünme adına birer fırsata çevirirsek üzerimize aldığımız emanetleri istismar etmiş oluruz. Hele hele sahip olduğumuz makam ve payeleri şahsî çıkar elde etme adına kullanır ve kendi hesaplarımızın arkasına düşersek bunun adı düpedüz ihanet olur. Gaye-i hayal hâline getirdiğimiz şeyler hâsıl olduktan, ifasına ömrümüzü harcadığımız vazifeler yapıldıktan, canı-cananı uğruna feda etmeyi göze alıp yollarına düştüğümüz maksudumuza vâsıl olduktan, Hakk’ın rızası ufkumuzda tüllendikten sonra biz bilinsek ne olur bilinmesek ne olur! Varsın adımız, namımız bilinmesin. Hatta ucb ve riya marazından azade kalmamız için bilinmemek daha selametlidir.

Yaşanan Dağınıklığın Sebepleri

276