İçeriğe geç

Hayatın akışı içerisinde hemen her gün yeni yeni hâdiselerle, problemlerle karşılaşıyoruz. Yaşadığı zaman diliminin ve tecrübe ettiği olayların penceresinden Kur’ân’a bakan insan, aradığı cevapları onda rahatlıkla bulabilir. Çünkü Kur’ân ilm-i ezelîden geldiği için kıyamete kadar cereyan edecek cüz’î-küllî bütün hâdiselerle ilgili çözüm yollarını göstermiştir. Samimi bir kalple ona yöneldiğiniz zaman bunları görebilirsiniz. Bu sebeple, öncekiler ondan her ne sağmış olurlarsa olsunlar, sizin hisseniz hâlâ orada durur. Şayet kemal-i ihtimamla ona yönelirseniz siz de kendi hissenizi ondan alabilirsiniz. Fakat kibirlenir ve müstağni bir tavır içinde olursanız, o da size panjurlarını kapatır.

Bir insan, Allah kelamını saygıyla okursa her harfi için on sevap kazanır. Fakat onun üzerinde ciddi bir tefekkür ve tedebbürle (derinlemesine düşünerek) durduğunda, belki de kazanacağı sevap on bine çıkar. Böyle sevaplı ve bereketli bir yol varken şeklî ve lafzî bir okumayla iktifa etmek dûn-himmetliktir. Kur’ân, aradan çıkarma mülâhazasıyla okunmamalıdır. İnsan, her okuduğu kelimeyi duymaya çalışmalıdır. Arapça bilmiyorsa açıklamalı bir meal veya tefsir okuyarak âyetlerin mânâlarını anlamaya çalışmalıdır. Zannediyorum; insan okuduğu âyetlerin ifade ettiği mânâları icmalen de olsa anlasa, onları daha farklı bir halâvetle (zevkle) okuyacaktır. Kur’ân-ı Kerim’e karşı derin bir tazim ve saygı duyar, tam bir teveccühle ona yönelir, gözünüzü ve gönlünüzü ona verirseniz, Cenab-ı Hakk’ın size ne engin lütuflarda bulunacağını kestiremezsiniz.

Kur’ân Nesli

148