İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’i kadife kaplar içine koyabilir, yatak odalarımızın en mutena köşelerine asabilir ve bunda da keramet ve bereket umabiliriz. Bu yadırganacak bir durum değildir. Çünkü bu, Kur’ân’a saygının bir ifadesidir. Fakat iş burada kalmamalıdır. Kur’ân’a duyduğumuz saygıyı sadece onun maddesine, şekline ve lafızlarına indirgememeliyiz. Bu, eksik bir hürmettir. Önemli olan, onun bizlere sunduğu cevherlerden istifade edebilmek, onun hakikatlerine açılabilmektir. Hatta Kur’ân’a duyulan şeklî saygının bir kıymet ifade etmesi de onda saklı bulunan değerlere açılabilmeye, onlarla irtibat kurmaya bağlıdır. Yoksa, bu şeklî saygı, Kur’ân’ın mânâ ve muhtevasından kopuksa çok fazla bir şey ifade etmez. Hiçbir şey ifade etmez demiyorum. Çok fazla bir şey ifade etmez.

Esasında bir dönem insanlar Kur’ân’ı anlayarak okudular, onun arka plânına vâkıf oldular ve onun rehberliğinde yollarını çizdiler. Kur’ân’a gerçekten değer vermenin ve saygı duymanın yolu da budur. Fakat insanlar avamlaştıkça, cahilleştikçe, sığlaştıkça, tekvinî emirleri okumaktan uzaklaştıkça Kur’ân’dan da kopmaya başladılar. Kur’ân’a saygı sadece bir kültür olarak ve şeklî yanıyla kaldı. Maalesef günümüzde Müslümanlar, Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın bizden ne istediğini bilmiyorlar. Kur’ân’dan yola çıkarak ilâhî maksatları anlamaya çalışmıyor, Müslümanlık adına nasıl bir kıvam sergilememiz gerektiğine kafa yormuyorlar. Hâlbuki Kur’ân bunun için nazil olmuştur. Her birimiz özellikle ihtisas alanlarımızın bize açtığı ufuktan da istifade ederek Kur’ân’ı yeniden okumaya ve anlamaya çalışmalıyız.

Gönülden Kur’ân’a Yönelme

145