Aynı durum, içtimaî problemler için de geçerlidir. İnsan, şahsıyla ilgili meselelerde olduğu gibi, içtimaî problemlerde de himmetini maruz kaldığı olaylara yoğunlaştırmalıdır. Geçmişten ders ve ibret almak önemli olsa da sürekli bunları hortlatarak yeni yeni problemlere sebebiyet verilmemelidir. Gelecek için mutlaka plânlarımız olmalı; ancak geleceğin muhtemel problemleri, tüm gücümüzü kuvvetimizi tüketip bizi hâl-i hazıra sabredemeyecek hâle getirmemelidir. Mesela Haçlı saldırıları, iki asra yakın bir süre İslâm dünyasının altını üstüne getirmiş ve bu coğrafyada çok derin krizlere sebep olmuştur. Filistin ve Mısır gibi İslâm dünyasının en önde gelen bölgeleri kuşatılmış, tahrip edilmiş ve bu yüzden de büyük acılar yaşanmıştır. Biz oturur kalkar bunları konuşur ve bunları bize reva gören insanların torunlarını suçlarsak hem boş yere enerjimizi tüketmiş ve içimizdeki öfkeyi uyandırmış hem de onlarla aramızdaki diyalog köprülerini yıkmış oluruz.
Geçmişteki olumsuz hâdiseleri dirilmemek üzere toprağa gömmeyi ve üzerine de kocaman kocaman kayalar koymayı bilmek gerekir. Bu, geçmişte yaşanan olaylardan ders çıkarmayalım anlamına gelmez. Bir daha aynı sıkıntıları yaşamama, aynı delikten sokulmama adına elbette bunlardan ibret almasını bilmeliyiz. Ne var ki, bunu yaparken yeni düşmanlar icat etmemeye, yürüdüğümüz güzergâh emniyetini ihlal etmemeye de dikkat etmeliyiz.
Önemli olan, geçmişe ağıt yakmak veya muhtemel acılardan endişe etmek değil, bugün yapılması gereken işleri yapabilmektir. Esasen gelecek de buna göre şekillenecektir. Mevcut problemlerin üstesinden nasıl gelebilir, yürüyüşümüzü nasıl hızlandırabilir ve üst üste yaşanan vesayetlerden nasıl kurtulabiliriz? İşte asıl üzerinde durulması gerekli olan konular bunlar olmalıdır.