İşte gerçek anlamda büyüklüğün ölçüsü de budur. Sıklıkla vurguladığımız üzere, büyüklerde büyüklüğün emaresi tevazudur; küçüklerde küçüklüğün emaresi ise tekebbürdür. Ortada gerçek bir başarı yokken enaniyeti kontrol etmek nispeten kolaydır. Eğer yaptığınız hizmetler henüz küçük bir ışık tayfından, mini bir sızıntıdan ibaretse neyi nefsinize mâl edeceksiniz ki! Fakat Allah’ın lütufları sağanak sağanak üzerinize boşalmaya başlamışsa işte burada tevazu ve mahviyeti koruyabilmeniz hiç de kolay olmayacaktır. Harikulade işlerin yapıldığı, herkesin size teveccüh ettiği zamanlarda gurur ve kibir bataklığına düşme tehlikesi de artacaktır. Dolayısıyla Allah’tan gelen nimetlerin aynı zamanda O’ndan gelen birer imtihan olduğu unutulmamalıdır. Bu imtihanı kazanmanın yollarından biri, ortaya çıkan güzel işleri kendimizden bilmeyip her hâdisede Allah’ı hatırlamaktır. Şurası iyi bilinmelidir ki kalblere hükmeden, kalbleri evirip çeviren Allah’tır. Bir dönemde insanlar hizmet adına şahlanmış, coşmuş ve dünyanın dört bir yanına hicret etmişse bu, Allah’ın lütfu ve inayeti sayesinde gerçekleşmiştir. “Biz sevk ediyoruz, biz yönlendiriyoruz, biz evirip çeviriyoruz, biz başarıyoruz…” gibi mülâhazalara girersek Allah, lütfettiği nimetlerini elimizden alır. Fert plânında bu tür düşünceler taşıyorsak bu ferdî enaniyet olur; bir topluluk olarak bu tür mülâhazalara sahipsek bu cemaat enaniyeti olur. Hatta buna, hadisin ifadesiyle, “şirk-i hafî” (gizli şirk) de diyebiliriz.30 Her şey O’ndan (celle celâluhu).