Cenab-ı Hak, lütuf ve ihsanlarıyla Allah Resûlü’nün büyüklüğünü âleme gösterdikçe O da Allah’a karşı daha çok şükür ve hamde yöneliyor, insanlara karşı da tevazu kanatlarını yerlere kadar seriyordu. Peygamberliğini inkâr edemezdi. Hâşâ, “Ben peygamber değilim!” diyemezdi. Çünkü bu; O’na yüklenmiş, taşınması çok ağır bir vazife olup dinin en temel rükünlerinden biriydi. O, bunun dışında kalan meselelerde ise peygamber olduğu hâlde hiçbir şekilde büyüklük izhar etmiyordu . Ashabıyla birlikte olduğu zamanlarda, dışarıdan gelen bir kişi O’nu görmek istediğinde ashabın arasında hangisinin Peygamber olduğunu ilk bakışta fark edemiyordu. Çünkü ne kılık kıyafeti ne oturduğu koltuk ne de hâl ve hareketleri çevresindekilerden farklıydı.
47