İçeriğe geç

Geçmiş; geleceğe dair tasavvur ve kurguları olan insanların ümitli olmalarını gerektirecek pek çok heyecan verici güzel örnekle doludur. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da anlatılan peygamber kıssaları, bu hakikatin en çarpıcı misalleridir. Bu örneklerin en baş döndürücü olanı ise, Hazreti Sultânü’l-enbiyâ’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatıdır. Bilindiği üzere O, insanlığın kopkoyu karanlıklar içinde bulunduğu, katmerli bir vahşetin, zorbalığın ve cehaletin yaşandığı bir dönemde gelmişti. Yani Cahiliye dönemi insanları, “Neyiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorularının cevabını bilmiyordu ve bilmediğinin farkında da değillerdi. Ayrıca her yerde bir tiranlık ve zorbalık hâkimdi. Kuvvetli olan, zayıfı eziyor ve millete kendi düşüncelerini dayatıyordu. Toplum, duygu ve düşünce bakımından kirlenmişti. Merhum Âkif, bu karanlık tabloyu şu ifadelerle resmeder:

“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta,
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi,
Fevzâ bütün afakını sarmıştı zeminin,
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan tefrika derdi.”
280