İçeriğe geç

Daha önce de ifade edildiği gibi, Allah insanlığı hiç başıboş bırakmamıştır. Gönderdiği nebileri ve kitapları ile insanlığın yolunu aydınlatmıştır. Enbiya-yı izam, hakikatleri muhataplarına ulaştırmış, tebliğde bulunmuş, kalblere inşirah salmış, mü’minleri doğru yola yönlendirmiştir. Doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini, akı-karayı birbirinden ayırmıştır. Bize düşen vazife de, ilâhî vahye kulak vermek, Allah karşısında durulması gerekli olan yerde durmaya çalışmak, ne pahasına olursa olsun, kendi çizgimizi terk etmemek, istikametten ayrılmamaktır.

Toplumun çoğunluğunun iyi olduğu, iyilik düşündüğü, Müslümanlığın, dinin, diyanetin, hikmetin, adaletin hâkim olduğu zamanlarda, insanın eline ayağına, gözüne kulağına, diline dudağına hâkim olması kolaydır. İnsanların birbirine güven vadettiği, herkesin sadakat ve vefa solukladığı, kimsenin kimseyi incitmediği, yardımların bile “sadaka taşları” vasıtasıyla yapıldığı bir toplumda, zannediyorum şeytan bile fısk u fücura cesaret edemez. Asıl önemli olan, şartların zorlaştığı, sabırların tükendiği zamanlarda istikameti koruyabilmektir. Fitnelerin fokur fokur kaynadığı, bela ve gailelerin seylaplar hâlinde her şeyi önüne katıp götürdüğü dönemlerde bile emniyet ve güveni temsil edebilmektir.

Evet, asıl yiğitlik; edilen gıybetler, atılan iftiralar, reva görülen kötülükler karşısında aynıyla mukabeleye yeltenmemek, intikam hisleriyle hareket etmemek, tahriklere aldırmamak ve mü’min karakterinden taviz vermemektir. Ne var ki, bunu başarabilmek hiç de kolay değildir. Beşer fıtratını ve sosyal realiteleri göz ardı etmemek gerekir. Bu sebepledir ki çokları, çetin imtihanların yaşandığı fitne dönemlerinde gerekli olan yerde duramaz ve kaybederler. Fakat kaybedenlerin yanında kazananlar da olur. İşte onlar, tüm zorluklara rağmen dimdik durmasını bilen, sarsılmayan ve çizgi değiştirmeyen babayiğitlerdir.

218