İnsanlara nispet ettiğimiz gazaplanma, sevme, kıskanma, intikam alma gibi fiiller Allah’a nispet edildiklerinde farklı mânâlar taşır. Bunları, insanlara izafe ettiğimiz hakiki anlamlarıyla Allah hakkında kullanmak doğru değildir. Dolayısıyla bu fiillerin Allah’a nispet edildiği âyet ve hadislerde mecazî anlam kastedilmiştir. Biz, sevgi ve muhabbetin, cezbe ve incizapların bizim üzerimizde meydana getirdiği tesirden veya bunların sonucunda ortaya çıkan bir kısım fiillerden hareketle Allah’ın kendine mahsus mukaddes sevgisini ve muhabbetini anlamaya çalışırız. Mesela biz, sevdiğimiz bir insana karşı iyilik yollarını araştırırız. Onu üzecek, ona zarar verecek davranışlardan uzak dururuz. Allah için de aynı şey söz konusudur. İşte bu gibi lazımî mânâlardan hareketle Zat-ı Ulûhiyet’e yakışır mülâhazalara ulaşmalıyız.
Vedûd İsminin Tezahürleri
Yukarıda ifade edildiği üzere, beşerî duygu ve fiillere ait lafızlar Cenab-ı Hakk’a nispet edildiğinde bunların ‘lazım’ları kastedilir. Dolayısıyla Allah’ın kullarına sevgi duyduğu ifade edildiğinde, sevgi ve muhabbete terettüp eden neticeler anlaşılır.
Cenab-ı Hakk’ın insanlara karşı sevgisini ifade ettiği âyetlerden biri şudur: اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدّاً“Rahman, iman edip, salih ameller yapanlar için bir vüd (sevgi) vazedecek, (Onları hem Kendi hem de mahlûklar nezdinde sevimli kılacaktır.)”41 Bilindiği üzere esmâ-i hüsnâdan biri de Vedûd’tur. Allah, bu ism-i şerifin bir tezahürü olarak mahlûkata karşı muhabbetin de ötesinde bir alâka duyar. Sufice bir yaklaşımla bu sevgi ve alâkayı, “Allah Teâlâ’nın, kullarına, onları memnun ve mesrur edecek şekilde muamelede bulunması ve onları rızasına uygun tavır ve davranışlara muvaffak kılması” şeklinde de anlayabiliriz.