İçeriğe geç

Tenbihü’l-Gâfilîn’de yer alan bir rivayette –sıhhatli bir tarikle gelmese de– Allah Resûlü’nün (aleyhisselâtu ve’s-selâm) şeytana dünyada en çok kimden nefret ettiğini sorduğunda şeytanın “Sen” diye cevap verdiği aktarılır. Niçin? Çünkü O, bütün insanlığın ruh abidesini ikame edecek bir Zat’tır. Bu sebeple O, cinnî ve insî şeytanların en büyük hedefi olmuştur. Efendimiz, Mekke gibi çok önemli bir şehirde neşet etmesine ve güçlü bir aileye mensup olmasına rağmen, O’nu Medine’ye göç etmek zorunda bırakmışlardır. Peygamberler tarihine baktığımızda Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Lût gibi daha başka peygamberlerin de aynı akıbete maruz kaldıklarını görürüz. Onları, genellikle neşet ettikleri yerde yaşatmamışlardır. Peygamberlerin sadık takipçileri olan büyük zatların başlarına gelen de tarih boyunca farklı olmamıştır. Bize en yakın olanlardan Hz. Pîr’i, kendi ifadeleriyle ‘memleket memleket’ sürgüne göndermişlerdir.26

Bütün bunları göz önüne aldığımızda, fedakârlık ve adanmışlık ruhuyla dünyanın dört bir yanına açılmış olan insanların nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya bulunduklarını anlayabiliriz. Onlar ihlâsın zirvesine çıkmış olsalar dahi, şeytan bulundukları yerlerde onlara çelme takabilir. Türlü türlü oyunlarıyla karşılarına çıkar da bir an olsun onları rahat bırakmaz. Elindeki tüm argümanları kullanarak onların ayaklarını kaydırmaya çalışır. Unutmamak gerekir ki bir şeyin menfaat ve kazancı ne kadar büyükse risk ve ceremesi de o kadar büyüktür. Allah muhafaza, ihlâs kulesinin başından düşen kimse derin bir çukura yuvarlanabilir. Allah’ı, Efendimiz’i, dinini, diyanetini bilen bir insan, ruhunun abidesini ikame edeceğine, beşerî ve cismanî arzularının arkasından koşmaya başlarsa kazanma kuşağında kaybedebilir.

38