İçeriğe geç

altını olsa, bir vadi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyuramaz.”121 İnsan için imtihan unsuru olan zaaflardan bir diğeri de şöhretperestliktir. Parmakla gösterilir olma, takdir edilme, bir yâd-ı cemil bırakma arzusu da nicelerinin ayağını kaydırmıştır. Bu duygu bazılarında o kadar güçlüdür ki sadece hayattayken değil, ölüp gittikten sonra bile şöhretlerinin devam etmesini isterler. Cenazelerine kalabalık kitlelerin katılmasını, kubbeli, süslü mezarlar içinde yatmayı arzular, mezar taşlarına yazılan yazılarla ilgilenirler. Ölüp giden bir insan için bunlar ne işe yarar bilmiyorum. Münker Nekir böyle şeylere bakmaz. Evet, nam ve şöhret sahibi olma isteği bugüne kadar çoklarını dize getirmiş, onlara ne mesaviler ne mesaviler işletmiştir.Bu tür zaafların kurbanı olan kimseler, insaniyetlerinin hakkını verememiş, hayvaniyetlerine yenik düşmüşlerdir. İnsanî vasıflar açısından eksiktirler, mefluçturlar (felçlidirler). Bu tür zaaflar, bir güve gibi onların insanlığını yer bitirir ve medeni cesaretleriyle kendilerini ifade etmekten, hak ve hakikati haykırmaktan alıkoyar. Dolayısıyla onlar, zulüm ve haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan kesilir. Bundan dolayı ışığı söndürülmüş, gündüzü gece, baharı kış hâline getirilmiş şu talihsiz dünyada eli kolu bağlanarak bir felçli gibi yaşamaya mahkûm edilmiş pek çok zavallı vardır. Bu tali’siz dünyanın mazlumiyet, mağduriyet, mahkûmiyet yeri hâline gelmesinin bir sebebi de budur. Bunun arkasında ise yine bizim zaaflarımız, boşluklarımız, hata ve kusurlarımız vardır.Esasen insan fıtratı bu tür duygulara açık olarak yaratılmış ve insanın mahiyetine bunlar derç edilmiştir. Bunların zaaf hâline gelmesi, yönünü yanlış tarafa çevirmekten kaynaklanır. Kişi, hidayet kaynağı olan dinin temel disiplinlerine sımsıkı sarılır, takva ile Allah’ın himayesine girer, haramlardan kaçınma ve farzları yerine getirme noktasında hassas davranırsa, her şey yerli yerine oturur ve o, bu tür zaaflardan ve onların vereceği zararlardan ko-

182