İçeriğe geç

rının hakkına girebilirler. Servet karşısında dize gelebilir, en yüce değerlerinden bile tavizler verebilirler. Bazılarını da ne makam tutkusu ne de para dize getirebilir; fakat onlar da cismanî ve şehevî arzularına takılır, benliklerindeki hayvaniyete yenik düşerler. Bugüne kadar niceleri bunların kurbanı olmuş, nice aileler bu yüzden dağılmış, nice toplumlar içten içe çürüyüp gitmiştir.Günümüzde de çokları şehvetine yenik düşebiliyor ve bu yüzden başkalarının istismarına açık hâle gelebiliyor. İnsî ve cinnî şeytanlar bu silahı kullanmak suretiyle nice kâmet-i bâlâyı zincire vurup onlara istediklerini yaptırıyorlar. Böyle bir fenalık işlediklerinde, bu durumun ortaya çıkmaması için değişik tavizler vermek zorunda kalıyor ve bu yüzden zulüm ve haksızlıklar karşısında seslerini çıkaramaz hâle geliyorlar. Onların bu durumlarından istifade eden ve böylece ellerini kollarını zincire vuran kimseler ise istedikleri melanet oyunlarını rahatlıkla sahneliyorlar.Öyle kimseler de vardır ki bu sayılan zaafların hiçbiri yoktur onlarda. Ne dünya malına bel bağlarlar ne makam arkasında koşarlar ne de bohemliğe özenirler. Fakat bunların zaafları da korkudur. Küçük bir tehdit karşısında bile mukavemet gösteremez ve hemen dize gelebilirler. Bir fail-i meçhule kurban gitme veya sahip oldukları imkânları kaybetme korkusuyla kendilerine dayatılan her şeyi yapabilirler. Kötü niyetli kimseler; parayla, makamla, şehvetle elini kolunu bağlayamadıkları bu tipleri korkuyla etkisiz hâle getirir, hatta ellerine ayaklarına pranga vurarak onları halayık gibi kullanabilirler.Bunların yanında, tamah, açgözlülük ve doyma bilmeme de insan için önemli zaaf noktalarından biridir. Niceleri bu zaafları sebebiyle batmıştır. Bu duygunun kaynağı, tevehhüm-ü ebediyet ve tûl-i emeldir, yani hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama arzusu ve bu arzu sebebiyle aşırı şekilde dünyaya bağlanma. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanın tamahkârlığını ifade

sadedinde şöyle buyuruyor: ْ لَوْ أَنَّ ااِلِ بْنِ آدَمَ وَ ادِيًا مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَن

يَكُونَ لَهُ وَ ادِيَانِ، وَ لَنْ يَمْ أَلَ َ فَاهُ إِاَاَّلَّ التُّرَابُİnsanoğlunun bir vadi dolusu

181