İçeriğe geç

dan alacağımız çok şey vardır. Ne var ki onların fikirlerini Kur’ân ve Sünnet nassı gibi göremeyiz, sahabe efendilerimizin anlayışıyla eş tutamayız, kayıtsız şartsız onlara teslim olamayız. Eserlerinde zikrettikleri dinin sabit ve değişmez hükümlerini bir tarafa bırakacak olursak, onların da yaşadıkları dönemin tesirinde bir kısım değerlendirmeler ortaya koyduklarını göz ardı edemeyiz. Zamanın tefsirini arkamıza almadan sadece geçmişte yazılmış eserlerle, mazide dile getirilmiş düşünce ve yorumlarla bugünün problemlerini çözemeyiz. Maziyi çok iyi anlamalı, onlardan hakkıyla istifade etmeli ama kendimizi onlarla sınırlandırmamalıyız. Ne var ki bütün bunlar, sathî nazarların anlayacağı şeyler değildir. Zaman ne kadar değişirse değişsin, insanlık ilim ve fende ne kadar ilerlerse ilerlesin, onlar bir türlü taklitten kurtulamadıklarından, ele aldıkları meseleleri sadece eskiye bağlı olarak götürürler. İşte bu zihniyet ve anlayış yüzündendir ki geri kalmışlık bizim kaderimiz olmaya devam ediyor.Osmanlı’nın son döneminde, Filibeli Ahmet Hilmi gibi birçok muhakkik âlim ve fikir adamı yetişmiştir. Bunlar arasında, Ahmet Naim, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, İsmail Fennî, Ferit Kam’ı sayabiliriz. Ve tabii ki Bediüzzaman. Bunlar, durağanlığa da sathîliğe de taklitçiliğe de isyan etmiş, Müslümanların gözünü açmaya, ufkunu genişletmeye çalışmışlardır. Hatta farklı düşünce yapılarına sahip olan Beşir Fuat, Celal Nuri gibi kişiler de ciddi bir yenilenme gayreti içine girmişlerdir. Bunlar, devirleri itibari ile düşünen, farklı derinliklere açılan insanlardır.Osmanlı devlet adamları idarî ve askerî alanda müthiş bir başarı ve aksiyon ortaya koymuş olsalar da aynı canlılık ve aktivite, ilmî ve fikrî sahada maalesef zuhur etmemiştir. Özellikle belli bir dönemden sonra ilim hayatında ciddi bir durgunluk yaşanmıştır. İslam’ın ilk asırlarında gördüğümüz o ölesiye ilim, hakikat, araştırma aşkı Osmanlı’nın son dönemlerinde tamamen ortadan kalkmıştır. Fakat Devlet-i Aliyye, bütün bunlara rağmen son döneminde geçmişten gelen müktesebatın da tesiri ile âdeta

167