sürüklenip gidiyor ve kendi dünyalarından uzaklaşıyor. İçinde yaşadıkları dünyanın problemleriyle yüzleşemiyor ve nihayet bunlara dair işe yarar çözümler bulamıyorlar.
Zamanın Tefsirini Arkamıza Alma
Sathîlikten kurtulamadığımız için ne kâinat kitabını derinlemesine anlayabiliyoruz ne de Kur’ân’ı. Oysa bu iki kitap İslam’ın ilk asırlarında didik didik edilmiş, onlardan nice hakikatlere ulaşılmıştır. Hicrî ilk beş asırda yazılan eserlere bakılacak olursa ilmî ve fikrî hayatın nasıl canlı olduğu apaçık görülür. O dönemlerde nice âlimler yetişmiş, nice ölümsüz eserler kaleme alınmıştır. Maalesef daha sonra bu canlılık ve derinlik zamanla yok olmuş, onun yerini taklit ve sathîlik almıştır. Ne yazık ki Batı’da yaşanan Aydınlanma bizim son dönem medreselerimize girememiştir. Oralarda, asırlarca önce yazılan eserler tekrar edilip durdu. Bu eserlerin üzerine yeni bilgiler ilave edilemedi, onlarla yeni açılımlara, buluşlara kapılar aralanamadı. Gerçi bu eserlerin her biri bir şaheserdi. Fakat onları kaleme alanlar, birer âllame olsalar da eserlerini kendi çağlarının ilim ve kültür hayatının tesirinde yazmışlardı. Hâlbuki onlardan sonra insanlık âleminde çok büyük değişimler, inkılaplar yaşandı. Bu değişimlerin yakın takibe alınması ve şartlara göre yenilenme hamlelerinin yapılması gerekiyordu. Ne var ki sonraki dönemlerde büyük bir durağanlık yaşandı, Batı’da meydana gelen değişim ve ilerlemeler takip edilemedi. Varlık âlemi ve olaylar, Kur’an ve Sünnet’in ışığı altında ve ulaşılan yeni bilgiler eşliğinde derin bir şekilde analiz edilemedi. Günümüzde bütün bu realiteleri görmezden gelir ve asırlarca önce yazılan eserleri aşamazsak, tevakkuftan da sathîlikten de kurtulamayız.İmam Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî, Kâdı Beydavî, İmam Teftazanî, İmam Cürcanî gibi âlimlerin her biri birer kâmet-i bâlâdır, ortaya koydukları eserler de baş döndürücüdür. Onlar-