ile tecelli edecek ve müminlere Kendisini gösterecektir. İnananlar orada Zat-ı Ulûhiyet’i, nasıl gerçekleşeceğini bilemeyeceğimiz bir şekilde müşahede edeceklerdir. Sahib-i Şeriat’ın beyanına göre hem de ayın on dördünde ufukta dolunayı gördükleri gibi perdesiz olarak O’nu görecekler ve birinin görmesi bir başkasına mâni olmayacaktır.65
Tabii, bunların hepsi meseleyi zihnimizde somutlaştırma, anlamlandırma adına kullanılmış ifadelerdir. Yoksa oradaki görmenin keyfiyet ve hakikatini bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa o da herkesin orada nail olacağı tecelliler ile mest ve sermest olup kendinden geçeceği ve her şahsın müşahedesinin, kendi marifet ufkunun derinliğine göre farklılık arz edeceğidir. İslam akidesini beyitlerle anlatan Bed’ü’l-emâlî adlı manzum eserde de denildiği gibi, Cenab-ı Hakk’ın cemalini gören müminler, o cemal-i bâkemâl karşısında bütün Cennet nimetlerini unuturlar.66 Yani o esnada ne Cennetteki köşk ve villalarını hatırlarlar ne birbirinden lezzetli Cennet meyvelerini ne de huri ve gılmanları. O esnada bunların hiçbirini gözleri görmez.Görüldüğü üzere, maiyyet-i ilahiyenin hem dünyaya hem de âhirete bakan yönleri vardır. Ona nail olan kimsenin burada ve ötede hissedip duyacağı çok sayıda ve farklı farklı lütuf, mevhibe ve varidat söz konusudur. Bizler öncelikle dünyada maiyyete ulaşmaya çalışmalı ve Cenab-ı Hak’tan bunu istemeliyiz. Çünkü insan burada neye erer, neyi görür, neyi elde ederse, âhirette karşısına çıkacak olan nimetler de buna göre olacaktır. Tabii ki oranın enginlik ve derinliklerine göre. Mesela burada rü’yete inanmayan, onu içine tam sindiremeyen, onun iklimine giremeyen ve onu duyamayan biri, ötede böyle bir mazhariyetten mahrum kalır. İman ve ihlasınızdan evrad u ezkârınıza, ibadet ü taatinizden aşk u iştiyakınıza kadar burada neye sahipseniz öbür tarafta onunla karşılaşacaksınız. Allah buradaki her bir
Dipnotlar
- İbn Ebî Şeybe, Musannef 1/477; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 2/314.
- el-Ûşî, Bed’ü’l-emâlî, s.41.