sanlık için faydalı olduğuna inanan bir kişinin bunu başkalarına anlatması ve başkalarının da bu değerleri benimsemesini arzu etmesi kadar tabiî bir şey olamaz. Bu, ister iktisadî ister siyasi ister kültürel ister ahlakî isterse de inançla alâkalı olsun. Bir şeyin hakkaniyetine inanıyorsanız, onu herkesin öyle kabul etmesini istersiniz. İnsanlar da kendilerine arz edilen bir düşüncenin ya da bir değerler sisteminin daha isabetli ve daha hakkaniyetli olduğuna inanır ve onu istikbal vaadedici bulurlarsa özgür iradeleriyle bir tercihte bulunur ve orada yerlerini alırlar.Ben insanlığı saadet sahiline götürecek geminin kaptanının Hazreti Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) olduğuna inanıyorsam, herkesin o gemiye binmesini arzu ederim. Nitekim insanlığın saadetini düşünüyorsam etmeliyim de. Bu, benim hem Müslümanlığımın hem de insanlığımın tabiî bir tezahürüdür. Meseleye böyle bakan bir insan başkalarını düşünüyor, onların dertleriyle dertleniyor, onların da salah ve felaha ulaşmasını istiyor demektir. Meseleye böyle bakmıyorsam ya kendi değerlerimden şüphe ediyorum ya da kendimden başkasını düşünmüyorum demektir.Burada asıl problem, insanın inandığı değerleri baskı, dayatma ve zorlama yoluyla başkalarına kabul ettirmeye çalışmasıdır. Asıl üzerinde durulması ve tartışılması gereken konu da bu olmalıdır. Yoksa başkalarının düşüncelerine, inançlarına, tercihlerine, haklarına ve özgürlüklerine saygılı olduktan sonra bir insanın, onların da kendisi gibi olmasını istemesinde bir mahzur yoktur. İnandığı hak ve hakikatleri bazen usul ve üslubuna riayet ederek başkalarına anlatır bazen de hâl ve tavırlarıyla örnek olur. Onun yaşayışı, ahlakı, insanî tavırları inandırıcı olur ve başkaları üzerinde tesir icra ederse kimsenin bu konuda bir şey demeye hakkı yoktur. Zira herkes, kendisine cazip gelen fikirleri benimsemekte ve örnek aldığı şahısların arkasından gitmekte hürdür.Hâsılı; bir görüşe sahip olma, onu hayata taşıma ve başkalarıyla da paylaşma herkesin hakkıdır. Problem, kendi görüşünü