İçeriğe geç

bir darbedir. Bu tür iddiaların aklî ve mantıkî bir temeli yoktur ve bunlar, ayrıca sağlam bir muhakemenin ürünü değildir.Müslümanların dinlerinin emrettiği şeyleri yapmalarının kendileri üzerinde baskı oluşturacağını ileri sürenler, farkına varmadan kendi zayıflık ve acziyetlerini itiraf etmiş oluyorlar. Demek ki kendilerine güvenemiyor, kendi yaşantılarından emin olamıyor, kendileriyle barışık bir hayat yaşayamıyorlar ki birilerinin ibadet etmesi veya dinî ritüelleri yerine getirmesi onları rahatsız ediyor. Kendilerinden şüphe etmeseler bile, dayatmalarla halka kabul ettirmeye çalıştıkları değerlerden şüpheleri var demektir. Çünkü kendi değerlerinden, inandığı esaslardan şüphesi olmayan biri, kimsenin yaşantısına bakarak kendini baskı altında hissetmez. Yüzmeyi iyi bilen birinin büyük okyanuslara bile dalmaktan endişe etmemesine mukabil yüzme bilmeyenin dereye girmekten korkması misali.Hakiki bir mümin kabul ettiği, inandığı ve hayat görüşü hâline getirdiği değerlerden o kadar emindir ki başka din mensuplarıyla bir arada yaşamaktan, onlarla diyaloğa girmekten ve onların tesiri altında kalmaktan korkmaz. Bu sebeple ne onların dinlerini yaşamalarına mâni olmaya çalışır ne de inandıkları doğruları başkalarına anlatmalarına. Eğer bu konuda bir endişe taşıyorsa, onun kendi dininden şüphesi var demektir. İman, onun içinde henüz oturaklaşmamıştır. Boşlukta yaşayan böyle bir kimse bugün olmasa bile yarın başka bir yöne dönebilir. Kendisiyle, kendi değerleriyle barışık yaşamayan insanlardır ki başkalarının tesiri altında kalmaktan korkarlar. Kendilerinden korkmasalar bile, dünya görüşlerini dayattıkları kitlelerin etkilenmesinden korkarlar. Bu yüzden de farklı baskı ve zorlamalarla ‘öteki’ gördükleri insanların inandıklarını yaşamalarına ve anlatmalarına engel olmaya çalışırlar.Oysaki din, vicdan ve düşünce özgürlüğü en temel insan haklarından biridir ve günümüz dünyası da bunu böyle kabul etmektedir. Bir düşüncenin doğruluğuna, makuliyetine ve in-

76