rak Müslümanlık ve Müslümanlar hakkında hükme varmak çok yanlış olur.Farklı din mensuplarının veya herhangi bir dine inanmayan insanların İslam hakkında endişe ve korku duymalarının diğer bir sebebi de, yukarıda değindiğimiz üzere, İslam ve Müslümanlar hakkındaki bilgi eksiklikleridir. Maalesef bazıları, kendi mahallelerinin dışına çıkmadıkları ve toplumun farklı kesimleriyle diyalog hâlinde olmadıkları için “öteki” olarak gördükleri insanlardan korkuyor ve onlara karşı düşmanlık besliyorlar. Zira insan bilmediğinin düşmanıdır. Nitekim bir zamanlar Türkiye’de bunu itiraf eden ve “Biz kendi mahallemizin dışına çıkmadık.” diyen insanlar oldu. Onlar, hiçbir zaman toplumu farklı renk, desen ve çizgileriyle tanıyamadılar. Kendi kendilerini toplumdan tecrit ettiler. İnananlarla birlikte olmayı, onların köyüne, kasabasına gelmeyi bir tenezzül gibi gördüler. Dolayısıyla da hiçbir zaman onların dünyasına giremediler.Müslümanlar hakkında yapılan bu tür suçlamaların diğer bir sebebi de küfrün imana karşı tavrıdır. Hz. Âdem’den bu yana Faust-Mefisto oyunu devam ediyor. Tarihî hâdiselere bakıldığında iman-küfür mücadelesinin sayısız örneğine rastlanır. Günümüzde de Müslümanlar hakkında asılsız korku ve endişelerini dile getirenlerin birçoğu, aslında bir mânâda inançsızlıklarının gereğini yerine getiriyor denebilir. Onu değiştirmeye de bizim gücümüz yetmez.Mutlak olarak düşündüğümüzde, inananların kendi dinlerini yaşamalarının başkaları üzerinde mahalle baskısı kuracağını iddia etmenin makul bir yönü yoktur. Meseleye böyle bir mantıkla yaklaşıldığı takdirde, toplumdaki bütün farklılıklar için benzer bir iddia dile getirilebilir. Mesela başını örtenlerin açıklar üzerinde baskı kuracağı şeklindeki bir iddia ne kadar makul ve tutarlıysa, bunun aksi bir iddia da o kadar makul ve tutarlıdır. Bu işin sonu bütün insanların tek tipleştirilmesine kadar gider. Bu, insan fıtratına terstir ve insanın iradesine ve özgürlüğüne indirilmiş büyük