İçeriğe geç

münasebetlerinde kılı kırk yarar derecede adaletli, hakkaniyetli, ölçülü, nazik ve insanî olmalı, hatta bu yüce seciyelerini insanlarla sınırlı da tutmamalı, bütün varlığı şefkatle kucaklamalıdırlar. Bir insanın imandan nasibi, mahlukata duyduğu şefkati ölçüsündedir. Bu yüzden gerçek mümin, vaktinden önce bir ağacın yaprağını koparmayı, yürürken yerdeki karıncalara dikkat etmemeyi dahi bir çeşit cinayet sayar. İşte bu kıvam korunabildiği takdirde insanlık müminlere bağrını açacak, onları benimseyecek, onlara sahip çıkacaktır. Bırakın, şefkat ve merhamet mahrumları, gayz, kin ve nefretleri içinde debelenedursunlar.Tahkikî imana ermiş, imanlarını amelle taçlandırmış hakiki müminler, dinin emirlerini yerine getirme, mahlukata şefkatle yaklaşma, insanlarla olan münasebetlerinde şer’in, hakkın, hukukun çizgisini koruma gibi konularda ne kadar hassas hareket ederlerse etsinler, ne kadar güzel ameller ortaya koyarlarsa koysunlar, kendilerini geriye çekmeyi, hatta gizlemeyi de bilirler. Onlar, başarılarıyla öne çıkma, takdir edilme peşinde değildirler. Allah’a yürekten inanan, O’nun her şeyi bilmesini, görmesini yeterli bulur. Onların ehemmiyet verip endişe duydukları tek şey, işledikleri amellerin Allah’ın rızasına uygun olup olmadığıdır. Çünkü onlar; O, yapılan şeylerden razı olduktan, bunlara bir değer atfettikten sonra başkaları bilse ne olur bilmese ne olur, değer atfetse ne olur atfetmese ne olur mülahazası ile yaşarlar.

198