lidir. Çünkü onların yolu, gerçekte peygamber yoludur. Kur’ân’ın doğru anlaşılması, dinin müstakim bir çizgide yaşanması, nazarî Müslümanlığın amelî Müslümanlığa çevrilmesi, yani dinin hayat hâline getirilmesi, o yoldan sapmamaya bağlıdır. Taklit yoluyla öğrendiğimiz Müslümanlığı amelî Müslümanlığa çevirmek, İslam’ı derinliğiyle yaşamak istiyorsak o yolu takip etmeliyiz.Sahabe-i kiramın en çok öne çıkan özelliklerinden biri, söyledikleri sözlerin belki on, yirmi katını pratikte de yaşıyor olmalarıydı. İşin edebiyatını yapmakla iktifa eden günümüz Müslümanları, onların ortaya koydukları bu Müslümanlık modeline her zamankinden daha çok muhtaçtır. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, öncelikli hedefimiz, anne babamızdan ve çevremizden edindiğimiz nazarî Müslümanlığı amelî Müslümanlığa çevirebilmek, içinde yetiştiğimiz kültür ortamından bize intikal eden taklidî imandan sıyrılıp tahkikî imana geçmek olmalıdır.
İman-Amel İrtibatı
İman ve amel arasında çok güçlü bir irtibat vardır. Sağlam bir iman, ameli gerektirdiği ve ortaya çıkardığı gibi, amel de imanı besler ve güçlendirir. Allah’a, kitaplara, nebilere gönülden inanan bir insan, onların ortaya koyduğu emir ve yasaklara riayet eder. Bu da onun imanını güçlendirir, taklitten tahkike çıkarır ki bir mümin açısından bu, çok önemli bir hedeftir. Zira taklidî imanın kabirde, berzah hayatında, mahşerde, sıratta ne kadar işe yarayacağını bilemiyoruz. Yine de başkaları hakkında düşünürken, Cenab-ı Hakk’ın rahmetinin enginliğine güvenerek, taklidî imanla da Cennet’e girilebileceğini varsayabiliriz.. Fakat kendimiz için bunu yeterli görmemeli, imanımızı amelle desteklemeli, böyle yaparak onu tabiatımıza mâl etmeli ve tahkike ulaştırmalıyız.Mümin; Allah’a inanan, O’na güvenen insan demektir. Aynı zamanda o, emniyet ve güvenin de temsilcisidir. Fakat önemli olan, isimler ve düz anlamları değil, bizim onların altını ne kadar doldurabildiğimizdir. Gerçekten imanı tabiatımızın bir par-