çası hâline getirebildik mi? Hakikaten yeryüzünde emniyet ve güvenin, istikamet ve adaletin temsilcileri olabildik mi? Aslında büyük iddialara, lafazanlıklara gerek yok; bizim kim olduğumuzu, Allah’a ne kadar inandığımızı, O’nunla nasıl bir irtibatımızın olduğunu ortaya koyacak şey, amellerimizdir. Bütün hareket ve davranışlarımız hatta reflekslerimiz ve iç dürtülerimiz hayır ve iyilik etrafında dönüyorsa işte o zaman inanıyoruz demektir.
Salih Amel Sadece İbadet midir?
Bilindiği gibi Kur’ân-ı Kerim, birçok âyet-i kerimede namaz, zekât, oruç, hac gibi ibadetler üzerinde durur. İyi bir Müslüman olabilme yolunda bu ibadetlerin çok önemli bir yeri vardır. Fakat amel-i salihi sadece ibadetlerden ibaret görmek doğru değildir. Onun alanı çok daha geniştir; müminin (ferdî, ailevî, ticarî, içtimaî, siyasî…) bütün davranışlarını kapsar. Dolayısıyla mümin, bütün davranışlarında helal-haram sınırlarına, dinin koyduğu ölçülere, ahlakî prensiplere dikkat etmek zorundadır. Dinin açıkça yasakladığı davranışlardan fersah fersah uzak durmalı, şüpheli alanlara da yaklaşmamaya çalışmalıdır. Söz gelimi, onun rüşvet alması söz konusu olamayacağı gibi o, rüşvet ihtimali bulunan davranışlardan dahi kaçınmalıdır. Bütün işlerini adalet ve hakkaniyet esasına göre yürütmeli, kimsenin zerre kadar hakkına girmemelidir.Müslümanların amellerine dair hükümleri ihtiva eden fıkıh kitapları temel olarak amelleri ikiye ayırır: İbadât (ibadetler) ve muamelât. Muamelât; ibadetler dışında kalan her tür fiili içine alır. Hususiyle insanlar arası muameleler, münasebetler buraya girer. Evet, ulemanın dediği gibi, “Din muameledir.” Gerçek mümin, muameleleriyle, haram-helal hassasiyetiyle belli olur. Ağızlardan dökülen sözlerin gerçek hayatta karşılığı yoksa, fikirler pratikle desteklenmiyor teoride kalıyorsa, bunların bir kıymeti yoktur. Birileri kalkıp sahabe olmaktan bahsedebilir, Hulefa-i