İçeriğe geç

fiyeti olan kişi, bazı zorlukların üstesinden gelmek zorundadır. Ne var ki dinî mükellefiyetlerin içinde barındırdığı zorluklar, beşerin gücünü aşan şeyler değildir. “Teklif-i mâlâ yutak (kişiyi, takatini aşkın bir şeyle yükümlü tutma)” içermeme, dinin temel karakteridir. Dünyadaki her işin kendine göre büyük ya da küçük zorlukları vardır. Dinî yükümlülükler de buna dahildir. Bununla birlikte İslam, bütün hükümleriyle yaşanabilir bir dindir. İşte dinde kolaylığın asıl olmasından kastedilen öncelikli mânâ budur.Biraz daha açacak olursak, dinî emirlerin yaşanmasının belli ölçüde bir külfeti ve zorluğu vardır. Mesela Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi vesellem), günahlara kefaret olup insanın derecesini

yükselten amellerden biri olarak, ِ إِسْ بَاغُ الْوُضُ وءِ عَلَى الْمَكَارِهZor durumlarda bile abdestini tastamam almayı” sayar.41 Cennet’in nefsin hoşuna gitmeyecek bir kısım zorluk ve meşakkatlerle (mekârih) çevrili olduğunu, yani Cennet’e girmenin bunların üstesinden gelmeye bağlı bulunduğunu bildiren hadis-i şerif de aynı mânâya işaret eder.42 Namaz, oruç, zekât, hac ve kurban gibi ibadetlerin her birinin de kendine göre bir zorluğu vardır. Fakat bunların hiçbiri kaldırılamayacak, götürülemeyecek ve üstesinden gelinemeyecek düzeyde değildir.Öte yandan, dinin emir ve yasaklarına sadece kulun meşakkat çekip çekmemesi açısından da bakılmamalıdır. Bunların maddî-manevî, dünyevî-uhrevî pek çok fayda ve hikmet içerdiği unutulmamalıdır. Mesela Allah’ı zikretmek ve ibadet ü taat, insanın içinde öyle bir itminan hâsıl eder ve onda öyle bir ruh inşirahı meydana getirir ki bunun yeri başka bir şeyle doldurulamaz. Nitekim Kur’ân da kalblerin ancak Allah’ı zikretmekle oturaklaşacağını ve itminana ereceğini ifade buyurur.43 İbadetlerin her birinin ferdî, içtimaî ve iktisadî hayatımıza bakan yönleri itibarıyla daha birçok faydaları olduğu da muhakkaktır. Bunların hepsinin öte-

52