İçeriğe geç

İslam’ın fıtrat, kolaylık ve müsamaha üzerine bina edilmesi ve onda güç yetirilemeyecek ağır mükellefiyetlerin bulunmaması, hiç şüphesiz Cenab-ı Hakk’ın ümmet-i Muhammed’e büyük bir lütfu ve rahmetidir.

Nimet Külfet Dengesi

Hz. Bediüzzaman; kulluğu ve ubudiyeti, elde etmeyi düşündüğümüz nimetleri kazanmanın yolu değil, önceden mazhar olduğumuz nimetlerin bedeli olarak değerlendirmemizin doğru olacağını ifade ediyor.40 Evet, biz, Allah’a çok şey borçluyuz. Buna bağlı olarak üzerimize bir sürü vazife ve sorumluluk terettüp ediyor. Dolayısıyla Rabbimize karşı ne kadar ibadet yaparsak yapalım, O’nun hakkını eda etmiş olmayız. Allah, bizleri yoklukta bırakmayıp varlık âlemine çıkarmış. Arkasından bizlere hayat lütfetmiş. Bununla kalmayıp akıl ve şuur sahibi insan kılmış. İnsan olmanın da üstünde bizleri imanla şereflendirmiş. Bunların her biri, öncekine göre farklı bir kıymet arz eden çok büyük nimetlerdir.Cenab-ı Hak, bütün bunların yanında bize sayılamayacak daha nice nimet lütfetmiştir. Bütün bu nimetler kendi cinsinden şükür ister. İnsanın, kendisini iç içe lütuflarla kuşatan Yüce Yaratıcı’ya karşı kulluk mükellefiyeti vardır. Öncelikle bu hususun aklen, mantıken kabul edilmesi gerekir.. Dünyevî birtakım mazhariyetlere ulaşan, İmam Ebû Hanife, İmam Gazzâlî veya Hazreti Bediüzzaman’a talebe olma bahtiyarlığına eren biri, böyle bir mazhariyetin gerektirdiği bir kısım sorumluluklarının ve mükellefiyetlerinin olduğunu bilir. Peki, her türlü mazhariyetin ötesinde, Allah’ın kulu olan, Resûlullah’ın arkasında saf tutan müminler ne büyük bir mesuliyet ve yükümlülük altında olduklarının farkında mıdırlar?Mükellefiyet ve külfet, aynı kökten gelen Arapça iki kelimedir. Her mükellefiyet az ya da çok bir külfet içerir. Yani, mükelle-

51