İçeriğe geç

ٌ۟ثُـمَّ جَاهَدُوا وَ صَ بَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِ هَا لَغَفُورٌ رَح۪ يمŞüphesiz ki Rabbin, mihnet ve işkenceye, zulme ve baskıya uğradıklarından dolayı hicret eden, sonra da mücahede edip sabredenlere mağfiret ve merhametiyle muamelede bulunacaktır, O Gafûr’dur, Rahîm’dir.”135 Hem bu hem de yukarıda geçen âyette fitneye, belaya, zulme uğradıktan sonra yurtlarını terk eden babayiğitler üzerinde duruluyor. Başkaları onların gidişine ne isim takarsa taksın ister kaçtı desin, ister başka bir şey; Kur’ân buna hicret diyor ve hicret edenleri bekleyen mükafatlar üzerinde duruyor.Bu âyet-i kerimede dikkat çeken diğer bir nokta, hicretten hemen sonra cihadın gelmesidir. Hicret ettiler, sonra cihat ettiler, buyruluyor. Hicret ve cihat kelimeleri arasında, “sonra” mânâsına gelen “sümme” edatı geliyor. Yani onlar hicret ettikten sonra gittikleri yerde öncelikle kendilerine sağlam bir zemin oluşturdular, böyle bir zemin oluşturma adına gerekenleri yaptılar, arkasından da i’lâ-yı kelimetullah adına bir mücahedeye başladılar. Yani kendilerini, kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeye başladılar. Cihada getirdiğimiz tanımla ifade edecek olursak, Allah ile insanlar arasındaki engelleri bertaraf ederek gönüllerin O’nunla buluşmasını sağlama adına stratejiler geliştirdiler. Âyette cihattan sonra sabır üzerinde duruluyor. Zira yapılan bu iş, azim ve kararlılık isteyen zor bir iştir. İnsan bu yolda pek çok zorluklarla, mihnet ve meşakkatlerle karşılaşabilir. Bütün bunların üstesinden ancak sabırla gelinebilir.Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi vesellem), hicrete asıl değer kazandıracak şeyin niyet olduğunu ifade eder: “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir ve kişinin niyeti ne idiyse, karşılık olarak onu bulur. Dolayısıyla kimin hicreti, Allah ve Resûlü’nün rızasını kazanma istikametindeyse, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne olmuş demektir. Yine kim nail olacağı bir dünyalık veya nikahlanacağı bir kadına ulaşma uğruna hicret etmişse, onun hicreti de

204