Ama bazıları da vardır ki, irşad mazeretiyle ümerâ kapısına gidip geldiklerini söylemiş fakat kısa bir müddet sonra değil ümerâyı irşad etmeleri, kendileri dahi zebil olup gitmiş ve bütün mevhibelerini kaybetmişlerdir. Hâlbuki genel anlamda entel insanlarla düşüp kalkma ve meclislerini sadece onlara hasredip sırf onlarla görüşme Allah Resûlü’nün yolu değildir. Belki zaruret anında bu da yapılmalıdır ama özden taviz vermeyecek şekilde aradaki mesafe de korunmalıdır.
Bakınız, daha Mekke devrinde, Kureyş’in ileri gelenleri Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) müracaat ederek, kendilerine bir gün ayırmasını istemişlerdi. O gün mecliste Ammar, Bilal, Suheyb (radıyallâhu anhüm) gibi kimseler bulunmayacak; Allah Resûlü sadece bu entellerle muhatap olacaktı. Hemen âyet gelip, hatır ve hayalin kapılarını dahi bu işe kapayarak:
“Sabah-akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber bulunmaya sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine tâbi olan kimselere uyma!”2 tenbihinde bulunmuştu.3
Zaten O’nun âli ruhu, böyle bir düşünceyi kabul etmekten fersah fersah uzaktı. Kaldı ki sabır, içinde bulunulan durum üzere devam mânâsına gelir. Böyle olunca da Cenâb-ı Hak, Efendimiz’e, içinde bulunduğu durumun müspet olduğunu ve bu vaziyetine devam etmesi gerektiğini bildirmiş oluyordu. Yoksa Allah Resûlü’nün içinde, Mekke müşriklerinin teklifini kabul etmeye dair herhangi bir meyil söz konusu değildir.
Dipnotlar
- 2 Kehf sûresi, 18/28.
- 3 Bkz.: Müslim, fezâilü’s-sahâbe 45; İbn Mâce, zühd 7; Abdurrezzak, Tefsîru’s-San’ânî 2/207-208; et-Taberî, Câmiu’l-beyân 7/200-205