Bakın, Nebiler Serveri’ne!. O, kendi devriyle nasıl hesaplaşılacaksa öyle hesaplaşmış ve onun için de tebliğ ettiği her şey muhataplarında mâkes bulmuştur. Zaten Cenâb-ı Hak’tan gelen hiçbir emir, kâinatta cereyan eden hâdiselere ters değildir. Yeter ki, insan varlığın hikmet ve ruhunu kavrayabilsin; kavrayabilsin ve tebliğini ona göre ayarlasın. Sahabe de, Allah Resûlü’nden aldığı dersle yaptığı tebliğini, yine hep günün şartlarını ve muhatapların durumunu dikkate alarak yapmıştı. Bundan dolayı da çok kısa zamanda, dünyayı dize getirecek kadar güçlü, hikmetli bir seviyeye yükselmişlerdi. Daha sonra gelen ve Allah Resûlü’ne vâris olabilen bütün büyükler ve değişik çığırlar açıcılar da, hep aynı şekilde davranmışlardı. İmam Gazzâlî, İmam Rabbânî ve Mevlâna Celâleddin Rûmî tebliğ gergefini hep devrin idrak ve kültürüyle örgüleyenlerdendirler. Bundan dolayı da tesirleri günümüze kadar devam etmiştir. Fakat ne yazıktır ki, iş bize düşünce kötü bir mirasyedi gibi ilme sırtımızı dönmüş, gerçek Müslüman olmanın âdâp ve erkânını alt-üst etmiş ve cehlimize kurban gitmişizdir.