İçeriğe geç

Hazret-i Ebu Bekir anlatıyor: Babam Ebu Kuhafe’nin gözleri görmüyordu. El yordamıyla Allah Resûlü’ne yaklaşıp elini eline uzattı. Allah Resûlü babamın elini tutarken, ben hıçkırıklarımı tutamadım. Resulullah Ya, Ebu Bekir niye ağlıyorsun?’ dediler. Ben de ‘Ya, Resûlallah, babamın yerine, îmanını çok arzu ettiğiniz Ebu Talib’in bulunmasını arzu ederdim. Şu uzanan elin babamınki yerine Ebu Talib’in eli olmasını ne kadar isterdim. Çünkü O’nun îman etmesini çok istemiştin. Babamın îman etmesi benim bir arzumdur. Fakat, amcanın iman etmesi senin çok şidettli arzundu, nasib olmadı. İşte ben ona ağlıyorum dedim.’[48]

Sadık mü’minin, en mühim bir meselede, babasının ebedî saadeti kazanmasında bile Peygamberi’nin amcasını tercih etmesi fevkalade mühimdir. Hazret-i Ömer de Ben Âl-i Ömer’e Abbas’ı tercih ederdim. Çünkü O Resûl-ü Ekrem’in amcasıdır diyordu. Hazret-i Abbas küçük görülemez. O, ashabın efendilerinden ve Âl-i Resûldendir. Fakat zatî kıymeti itibariyle Cennet’le müjdelenen on kişiden ve iki vezirden birisi olan Hazret-i Ömer öyle bir mevki-i mualla ihraz etmiştir ki, Hazret-i Abbas’tan çok ileridir. Hazret-i Ömer, buna rağmen, Resûl-ü Ekrem’in hatırı için, Âl-i Ömer’i Abbas’a feda edecek fikir ve istikamettedir.

Yağmur yağmıyor, Mekke ve Medine kuraklıkla kavruluyordu. Hazret-i Ömer’e müracaat ettiler: Şu ashabı al, yağmur duasına çıkar. Ümid ediyoruz ki, Cenâb-ı Hak bize rahmet eder dediler. Hazret-i Ömer çok zaman, başını yere kor, gizli-açık, sesli-sessiz münacaat ve tazarruda bulunurdu. Yanından ayırmadığı Eslem şöyle anlatıyor: Ömer’i çok defa secdede, kâlbi hıçkırıklarla çarpar, tir-tir titrerken görüyordum. ‘Allahım! Ümmet-i Muhammed’i, Ashab-ı Resûlullah’ı benim günahlarımdan dolayı mahvetme. Yağmursuzluk benim günahlarım sebebiyledir’ diyordu.

51