İçeriğe geç

Talha kısa zaman sonra yatağa düştü, ölümcül hasta oldu. Resûl-ü Ekrem’i görmek istedi. Resûl-ü Ekrem yanına gidip Talha’yı gördüğü zaman, ölümünün yakın olduğunu anladı: Talha gidiyor dedi. Hergün namazdan sonra yanına uğruyor, hatırını sorup gönlünü alıyordu. Vefat edeceği gün de: Birşey olursa çağırın, namazında bulunayım demişti. Talha ise eli-ayağı soğuyup, canı boğazına geldiği zaman: Bizim mahallemiz uzak bir mahalle. Ben vefat edersem Resûl-ü Ekrem’i cenazeme çağırmayın. Korkarım ki, Yahudiler bir fenalık yaparlar, yılan, akrep, çıyan gibi haşereler zarar verirler. Ona bir fenalık gelmesin. Beni gömün, gündüz haber verirsiniz. diyordu. O çocuk, böyle şeyler düşünüyor ve söylüyordu. Vefat edince de dediği gibi yaptılar. Adet olduğu üzere gece, namazını kılıp, gömdüler. Sabah namazında da: Ya Resûlallah Talha vefat etti ve gömdük dediler. Resûlullah müteessir oldu.Mezarının başına gitti. Ellerini kaldırıp şöyle dua etti: Allahım sen Talha’yı, o sana gülüyor, sen de ona gülüyor, öyle karşıla. Allah’ım rıza ve rıdvanınla karşıla. Huzuruna geldiği an mütebessim ol Allahım. O tebessüm-ü mukaddes nasıldır bilemiyoruz. Ama Resûlullah Efendimiz: Mukaddes bir tebessümle, sen onu öyle karşıla, o da seni öyle karşılasın diyerek dua ediyorlardı.[55]

O’nlar erkeği, kadını ve çocuğuyla topyekün şuurlu bir cemaattiler. O mümtaz cemaat böyle yaşadığı için tarihin akışını müsbet bir mecraya çevirmişti. Bugün çok azına şahit olduğumuz böyle sadakat numunelerinin çoğalmasını, Kur’ân, Allah ve Resûlullah namına istiyoruz. Böylece hadiselerin akışını değiştirecek, kafire aman vermeyecek olan imdad-ı îlahiye yetişecektir. Elverir ki, mü’minler sadakatlarında sabit, kaim ve daim olsunlar.

59