İçeriğe geç

Ümmü Habibe, Ebu Süfyan’ın kızı ve Allah Resûlü’nün mübarek zevceleriydi.Ebu Süfyan îman dairesine giremediği, îmanın hazzına eremediği, îman yümnüyle emin olamadığı devrede, bir gün Resûl-ü Ekrem’i iltimasçı yapmayı düşünerek, kızının evine gitti. Kapıyı vurmadan içeri girdi. Resûl-ü Ekrem’in bulunduğu her yer mescittir. Ebu Süfyan, evine girdiği kadının babasıydı ama necisti, pisti. Resûl-ü Ekrem’in Hane-i saadeti’ne girmeye hakkı yoktu.Ümmü Habibe ise kendisi vasıtası ile bulunduğu zor durumdan kurtulmak için yanına gelen babasını dışarıya atamıyordu. Fakat, Resûl-ü Ekrem’in mübarek hücresinde bulunan ve O’nun oturduğu sedire doğru gidip, oturmaya yeltenen babasının kolundan tutup, itiyor: Sen oraya oturamazsın! diyordu. Ebu Süfyan: Beni mi yataktan, yatağı mı benden kıskandın? deyince de: O, Peygamber’in oturduğu sedirdir. Sen necis bir insansın, o sedire sürünemezsin baba. diyordu.[52] Resûl-ü Ekrem’e bağlılık. O’na tam bir sadakat.Kâlblerin O’ndan inhiraf etmemesi, O’nda fena bulması. İnsan fena fi’r-Resûl olmalı, fena fil Kur’an olmalı, fena fillah olmalı, kendi şahsî isteklerini ve arzularını unutmalı, Allah’ın Resûlü’nün ve Kur’ân’ın emir ve isteklerinde fani olmalı öylece yaşamalı. Ortada sadece Kur’ân kalmalı: Bana istikametli hayatı, muvaffakiyet ve zafer ufkunu gösteren Kur’ân’dır demeli. Heveslerimiz ve behimi arzularımız adına olan şeyleri O’na tercih etmemeliyiz. Mevla neyi istemişse yapmalı, neyi istememişse yapmamalıyız. Böyle bir anlayışla sadakat, feragat ve fedakarlık içinde olmalıyız.

57