Allah’ın büyüklüğüne uygun bir kavrayış ve idrak, insanın kalbinde o büyüklüğe uygun bir teveccüh ve Allah’a kulluk ancak bütün kâinatın mânâsını birden kavramakla olur. Bütün kâinatın mânâsını birden kavramak için de o sonsuz makamı görecek bir teleskop lâzımdır ki, bu geniş dairede Allah’ın icraatını müşâhede edebilsin, anlayabilsin, kavrayabilsin ve içinden geldiği gibi اَللّٰهُ أَكْبَرُ diyebilsin veyahut da Allah’ı tesbih ve takdis edebilsin. Hâlbuki bütün bunlara kâmil mânâda ulaşamadığımız için biz daima gayb makamında bulunuyoruz ve gayba iman ediyoruz.
İnsan kâinattaki geniş tasarrufa baktıkça Allah’a doğru bir kurbiyet ve yaklaşma kazanır. Kazanılan bu kurbiyet ve yakınlık onun içindeki buzları çözer ve eritir. Artık o, o güne kadar anladığı şeylerden çok başka şeyler hissetmeye başlar ve sonra كُلُّ مَا خَطَرَ بِبَالِكَ فَاللّٰهُ وَرَاءَ ذٰلِكَ hakikatine yükselir. Bu öyle bir zirvedir ki akla ne geliyorsa verâsında Allah vardır. Meselâ çiçeğe baktığınızda kalbinizde “Onu o vaziyette tanzim eden Allah’tır.” hissi belirir. Ağacın başındaki meyveyi gördüğünüz zaman, “Bunu böyle tasvir eden, buna bu şekli veren ve onu böylesine kıvama getiren Allah’tır.” hakikati içinizi sarıverir. Ve kendi nev’inizin simasında, bütün güzelliğiyle Rahmân ve Rahîm’in tecellîsini müşâhede edersiniz.