İçeriğe geç

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’de henüz doğrudan Allah’a yönelmeksizin dolaşıyor ve Allah’ın eserlerinde Allah’a ait delilleri araştırıyoruz. Sonra Allah (celle celâluhu) Rabbü’l-âlemîn olarak kâinatı tesbih yapıp evirip çeviriyor ve bize büyüklüğünü gösteriyor. Sonra da hemen Fatiha’da da “er-Rahmâni’r-Rahîm” isimlerini mütalâaya davet ediyor. Yani yeryüzünü bir nimet sofrası gibi merhamet ve şefkatiyle hazırladığını gösteriyor. Ve görüyoruz ki, kâinat âdeta er-Rahmâni’r-Rahîm’le kaynayan bir şefkat dalgasıdır; dalgalar birbirini takip edip gitmekte, peş peşe merhamet dalgaları oluşmakta ve bütün bunların ötesinde de Allah kendisini hissettirmektedir. Kendisini bize rahmetiyle böyle hissettiren Allah’ın sonsuz rahmetine karşı, bütün mahlukatın ağızlarıyla, duyuşlarıyla ve kalbî hissedişleriyle اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ diyoruz. İşte اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ile بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ arasında böyle münasebetler var.

Biz araştırmalarımızı gaib (henüz Allah’a yönelmeksizin; üçüncü şahıs olarak) ve Allah’tan uzak olarak yapıyor ve bir mânâda Allah’tan uzak bulunuyoruz. Bismillâh’ın başında da gaybûbet ve fark makamı olduğunu tasavvufî bir edayla arz etmeye çalışmıştık. Bu makam, gaybûbet ve fark makamıdır. Hâlbuki “cem” makamı, insanın kâinattaki bütün hakikatleri, teleskobik bir gözle kavrayıp, onunla Allah’ın huzuruna gelmesi şeklinde olur. Bunu şöyle arz edebiliriz:

78