İçeriğe geç

Eyvâh ki o günler bir bir karardı, o güzellikler de peşi peşine sararıp soldu ve dört bir yan yeni bir bahara emanet gidip hazana teslim oldu.. eyvâh ki garip bir “Bâd-ı hazân esti bağlar bozuldu / Gülistanda katmer güller kalmadı / Şecerler kırıldı bârlar döküldü / El atacak dahi dallar kalmadı!” (M. Lütfî Efendi) Biz, bilinmedik şekilde bir nazara mı çarpıldık, yoksa bir kere daha şeytanın oyununa mı geldik!.. Geldik de, değiştirme, dönüştürme gibi bir misyonumuz olmasına rağmen korkunç bir değişim ve dönüşüme mi uğradık?!. Dimağlarımız şeytanî kurgularla lebâleb; dillerimizde yabancı türküler.. ve aynı zamanda ifadelerimiz de fevkalâde kirli. Doğrusu çok ciddî şekilde yabancılaşarak kendimizden uzaklaştık ve “eski-yeni” deyip birbirimizin kurdu hâline geldik; öyle ki düşüncelerimiz sürekli kin ve nefret üretiyor.. mülâhazalarımız şeytanın vesveselerine denk.. kararlarımız da tam ona göre. Oturup kalkıp her zaman nifaka, şikaka kürek çekiyoruz.. etrafımızı yakıp yıkmayı mârifet sayıyor ve hesaplarımızı hep ihtilaf ve iftirak yörüngesinde götürüyoruz. Yok özbeöz kardeşlerimize insafımız, olduğu kadar can düşmanlarımıza.. yok en küçük bir şefkatimiz öz vatandaşlarımıza. Öyle ki, bazen en küçük menfaat mülâhazası veya makam, şöhret sevdası gibi bir his, en sevdiklerimize karşı münasebetlerimizi kesip atmamıza yetiyor.

221