Evet onlar, o ruhî ve fikrî zenginlikleri sayesinde asla ikilem yaşamaz; ilim-din ayrılığıyla uğraşmaz, fizik ve metafiziği birbirine zıt mütalaa etmez ve din ü dünya farklılığına takılmazlardı. Aksine bunların hepsini, aynı hakikatlerin farklı yüzleri gibi görür ve her şeyi, herkesi barıştırmaya açık aydınlık ufuklarının enginliğinde hep huzurla soluklanırlardı. Bakış açıları bu kadar geniş o temiz vicdanlar, varlık, eşya ve hâdiseleri her zaman doğru yorumlamaları neticesinde, görüp duyduklarından, duyup değerlendirdiklerinden gönüllere akan mânâ ve mazmunlarla rengârenk dantelalar örgüler ve hep mâverâî derinliklerde dolaşırlardı; dolaşır ve her şeyin, herkesin dilinden farklı türküler dinler ve varlığın bağrında köpürüp duran bir şiir ve bir sevgi tufanıyla kendilerinden geçerlerdi.
Her zaman kendi millî çizgilerini koruyan ve kendileri olarak kalmada kararlı bu gökçek yüzler, atalarından tevârüs ettikleri değerlerle o kadar içli-dışlı olmuşlardı ki, geçmişi, içinde bulundukları zamanla beraber yaşar, hâli bir sermaye gibi değerlendirir, geleceği de ümit, iman ve azimlerine emanet ederek gerçek bir mevcut gibi görürlerdi.
O günler bizim altından günlerimizdi.. ve gecesiyle-gündüzüyle, baharıyla-yazıyla, sonbaharıyla-kışıyla her şey millî ruh yörüngeliydi. Bize ait o günlerde her mevsim farklı bir güzellikle gelir ruhlarımızı okşar, her gün ve gece de bir şölen canlılığıyla hissiyatımız üzerinde tüllenir dururdu.