Bir dönemde bu bahtsız dünyaya edenler etti; insanlara Allah’ı, ahireti unutturdu ve onları âdeta sorumsuz birer azman hâline getirdiler. Oysaki, dünya da haktı ahiret de.. hayat da haktı ölüm de.. haşir de haktı hesap da.. sual de haktı mizan da.. Cennet de haktı Cehennem de.. bugün de haktı yarın da… Bütün bu duyguları söküp attılar sinelerden. Şimdilerde, hiçbir değer tanımayan, dinden habersiz, imandan nasipsiz, alabildiğine serâzât, olabildiğine çakırkeyf; kanun bilmez, nizam tanımaz, Cehennem zakkumu gibi bir kısım asi ruhlar karşısında çoğumuz çaresizlikle kıvrım kıvrımız. Doğrusu, her zaman kan düşünen, kan düşleyen, kan döken, kan içen, millet malını hortumlayan, kapkaççılığı meslek hâline getiren, uyuşturucuyla genç nesilleri zehirleyen, silah ticaretiyle canileri destekleyen bu hilkat garibeleri karşısında ürpermemek mümkün değil. Şu anda olsun, keşke bu onulmaz gibi görünen problemlerin çaresi sezilebilseydi.! Heyhât hâlâ derin bir körlük içinde çokları, görmüyorlar boşluk içinde kıvranan yığınların yürekler acısı hâlini.
İç içe boşluk yaşanıyor koskocaman bir coğrafyada; inanç ve irfan boşluğu, her şeye heva ve hevesle başlayıp hezeyanla bitirme boşluğu.. ruh ve mânâ köklerine yabancılaşma boşluğu.. sistemli düşünememe boşluğu.. Allah’tan kopuk yaşama boşluğu.. kapkaranlık bir akıbet boşluğu.. her şeyi beden ve cismaniyete bağlama boşluğu.. millî ve dinî değerlere yabancılaşma boşluğu.. ve kahreden daha bir sürü boşluk… Bunca boşlukla insanca yaşanır mı yaşanmaz mı o ayrı dava, bu hezeyanları sezemeyecek kadar körkütük yaşayanların hadd ü hesabı yok…