Aslında bu görüşlerin hepsi bir zaviyeden doğru; fakat başka zaviyelerden eksikti. Doğruya en yakın olanı ise, doğruların da eksiklerin de kendi zaviyeleriyle ele alınmasıydı. Zaten zamanımızda en çok itibar gören düşünce de sabit hakikatlere zıt olmayan ve bütün farklı görüşlere karşı saygılı bulunan işte bu düşüncedir. Evet, herkes, kendi düşünce ve görüşünün sınırlı olabileceğini kabul etmeli ve kendi tespit ettiği bir hakikatin bazı parçalarının da, diğer görüş ve düşünce sistemleri içinde bulunacağına ihtimal vermeli ve her zaman ihtiyatlı davranmalıdır.
İlim adamları ve düşünürler henüz bu olgunluğa ulaşmış görünmüyorlar.. kitleler ise onların iğfal ağında.. millî ve tarihî değerlere saygılı görünenlere gelince, bu Kafdağı’ndan ağır yükü taşıyamayacak kadar çelimsiz ve problemlerini Orta Çağ formülleriyle çözme peşindeler.. “çağ çağ!” diye kulaklarımızı sağır eden devrimbazlardan söz etmeye ne hacet; düşünceleri seslerinden ve sözlerinden belli, yaptıkları yapacaklarına emare.! Bir buçuk asırdan beri yazıp çizmedik şey bırakmadılar ama alınan mesafe ortada…
Bütün bu tersliklere rağmen, milletçe, hasretini çektiğimiz mânevîlik ve ruhanîliğe uyanışının yüzlerce emaresiyle iç içe bulunuyoruz. İnsan zekâsı, onu inkıraza sürükleyen faktörler karşısında uzun zaman duyarsız kalamaz.. kalmadı da.. ve hele insan ruhu hiç mi hiç yalnızlığa razı olamaz. Demek ki, arkada bıraktığımız bir asırlık gurbet, önümüzdeki birkaç asırlık vuslata kuluçkalık yapmış.. ümitle sarmaş dolaş geleceği kucaklayanların, sosyolojik ve psiko-sosyolojik destekli tasavvurları ise, ayrı bir buudun doğuş emareleri… Bütün bunlar bir yana içlerindeki elem, ızdırap ve burkuntularla hâlihazırdaki duruma baş kaldıran karamsar ve bedbinler bile âdeta bu işin seher solukları.