İçeriğe geç

Şu ilim ve teknoloji çağına gelince o, daha da ileri giderek, her şeyi dar bir maddecilik düşüncesi ve insan merkezli bir dünya görüşüne bağlayarak bize, asıl mânâmızı kavrayıp tanımaktan ziyade, Allah’tan koparılmış tabiat kanunlarını düşündüre düşündüre ruhlarımızı sersemleştirdi; varlıkla aramızdaki dengeyi bozdu ve hepimizi, çılgın bir ilim, çılgın bir teknoloji Frankeştaynları hâline getirdi. Evet, atom bombasını, nükleer silahları icat ettik; ama onu insanî ruh ve mânânın emrine veremedik.. insanî ruh ve mânânın emrine vermek bir yana, onunla vahşileri utandıracak cinayetler işledik… İlim ve teknoloji sayesinde arzın derinliklerine, semanın sonsuzluğuna açıldık; ama insanlık hesabına bütün bunlardan nasıl yararlanacağımızı bilemedik.. ve şimdi kendi oyunuyla yenilmiş bir sporcu veya cinleri istihdam edeyim derken onların eline esir düşmüş bir medyum gibi, büyük basiretlerin müstehzî bakışları altında yutkunup duruyoruz.

Evet, varlık ve eşya ile olan münasebetlerimizdeki vukuf ve derinliğe karşılık kendi özümüz, kendi ruhumuz ve kendi iç âlemimizle münasebetlerimizde fevkalâde sığ, alabildiğine dağınık ve acınacak kadar da zavallı durumdayız. Kim bilir belki de bugünkü buhranlarımızı doğuran da işte bu korkunç tezattır…

78