İçeriğe geç
13. Bölüm

Tekye

Zaviye, dergâh, âsitâne de diyebileceğimiz tekye, ilim, fen ve edeb tahsil ederek ruhanî seyr ile terakkiye çalışanlar için bina edilmiş veya daha sonra bu işe müsait hâle getirilmiş mübarek bir mekân mânâsına gelmenin yanında, daha çok hususî yollarla Allah’a yaklaşmanın araştırıldığı bir “ihsan evi”dir.

Tekyeler, ülke ve insanımız için ziyası en uzun ömürlü, vâridâtı da en bereketli bir ışık kaynağı olmuştur. Şimdilerde idrak edilemeyen büyüklüğü, anlayışlarımızı aşan ihtişamı ve âdeta efsaneleşen büyüleriyle ukba buudlu bir ışık kaynağı… Gürül gürül oldukları dönemde tekyelere alıcı gözle bakabilenler, onları o kadar tılsımlı bulurlardı ki, onun büyüsüne kapılır gider ve kendilerini ebedî bir füsun içinde hissederlerdi. Bilhassa, aydınlık ve inkişaf döneminde âdeta, gökten sarkıtılmış gibi duran bu nurdan avizelerin ziyasına sığınan ruhlar, göklerin yerle bütünleşme noktaları sayılan bu yerlerde zikr u fikirle aydınlanmış gündüzleri, derinleşmiş geceleri, Yaradan’ın gönüllere hususî iltifatı gibi görür ve bütün benlikleriyle bu iltifatın tüllendiği ufuklara yönelirlerdi.

Medresenin, her ferde açık olması ve bir kışla, bir mektep gibi müntesiplerine belli seviyede bir şeyler verip bir şeyler aşılamasına karşılık, tekye, kâmil insanlar yetiştiren bir akademi ve çıraklarına, ruhun, mânânın kurmayları olma düşüncesini fısıldayan bir müessesedir. Bu iki müesseseye ait vâridâtın birleşip bir çağlayan hâline geldiği dönemler bizim i’tilâ dönemlerimiz ve altın çağımız olmuştur.. bu iki müessesenin birbirinden kopup kendi kendilerine kaldıkları ve ayrı düştükleri devirlerde ise, biri gidip bağnazlık ve taassup gayyalarına yuvarlanmış, diğeri de mistisizmin felç edici ağına düşmüştür.

71