Paradokslar Cenderesinde Bir Millet
Yıllar var ki milletçe pek çoğumuz, hususiyle de zirvedekiler, bir türlü düşüncelerimizi saran vehimlerden sıyrılarak gerçeklerle yüz yüze gelmeye cesaret edememişizdir. Yalan-doğru ayırımı yapmadan her söze kanmış, mesnetsiz ve nesepsiz düşüncelerin tesirinde kalmış, bilim yaftalı plastize hurafelere kapılmış ve bâtıl anlayışların kulu-kölesi olarak yaşamışızdır… Oysaki, hakikatlere göz kapamadan daha tehlikeli bir körlük ve onları araştırıp öğrenmemeden de daha büyük bir tâli’sizlik yoktur. Böyle bir körlük ve tâli’sizliğe maruz kalan fert de, cemiyet de iflah olmamıştır.
Bir ülkede yığınlar hakikate karşı böylesine kör, aydınlar da vurdum duymaz veya “Düşünce hürriyeti, fikir hürriyeti” deyip kimseye bir şey anlatamıyorlarsa ya da onlara, bir şeyler anlatma fırsatı verilmiyorsa, o ülkede, umumî inhiraflar, vicdanî ve ruhî rahatsızlıklar sürüp gidecek, dolayısıyla da yığınlar bir türlü “infialler fasit dairesi”nden kurtulamayacaktır.
Yakın geçmişimiz itibarıyla biz, sürekli inhiraflar içinde yaşadık; defaatle onun zehir zemberek neticeleriyle sarsıldık.. ve kim bilir kaç kere, ölüm çukurlarına yuvarlanıp gitmekten kıl payı kurtulduk. Geçirdiğimiz badirelerden bir tanesi dahi, mezardakilerin dirilip gelmesine yetecek kadar kıyamet endamlıydı; ama, “Yâ mahşer!” deyip kendini ölüm uykusuna salanlar üzerinde hiç mi hiç tesiri olmadı.
Şimdiye kadar çevremizde meydana gelen bunca kızıl-kıyametle uyanmamış kafaların, şu andaki hâdiselerle uyanacaklarına ihtimal vermek bir hayli zor. Görünen şu ki bunlar, hâdiseler ne kadar ürpertici olursa olsun, yatakta vaziyet değiştirip eski uykusuna devam eden bir uykukolik gibi, bu çıldırtan gafletlerini sürdüreceklerdir…