İçeriğe geç
12. Bölüm

Mâbedlerin Sırlı Dünyası

Bizim dünyamız, ilâhî sanatın, ilâhî sanattaki tabiî güzelliklerin baş döndürücü mübalâğalara ulaştığı, varlığımızın esasını teşkil eden maddî-mânevî dinamiklerdeki tenasübün büyüleyici bir armoni hâlini aldığı, güzelliğin kemalle, kemalin de güzellik ile kuşaklaştığı bir sihir ülkesidir. Sinesi bedîiyâta açık mütehassısları hayretten hayrete sürükleyen ve güzellik tiryakilerini mest eden bu güzeller güzeli dünya; mâbedleri, tekyeleri ve zaviyeleri ile daha bir büyülü derinliğe ulaşır.

Evet, ülkemiz hemen her zaman, yeryüzünde sonsuzluğun rasathaneleri bu kutlu yuvalarla âdeta deryalar kadar mehibleşip ebediyet düşüncesi ile dalgalanır; gökyüzü kadar derinleşip ihtişamla gönüllerimize akar. Bu ülkede ibadet ve ibadet düşüncesi, kulluk ve kulluk felsefesi, ta eskilere, eskilerden de eskilere dayanan camileriyle, minareleriyle, minarelerden yükselen ezanlarıyla, gözlere ışık saçan, gönülleri hoplatan semavî edalara ulaşmıştır. Hele, duyguların duru, düşüncelerin uhrevî, sokakların emin, çarşı-pazarın da nezih olduğu dönemlerde o, güzellik ve cazibesine doyum olmayan Cennet yamaçları gibi tüllenmiş ve âdeta bir semavî ülke hâline gelmiştir.

Biz, dünden bugüne bu ülkede ibadet saatlerini, ezan seslerini hep gök kapılarının gıcırtıları gibi duymuş, dinlemiş ve ötelere açıldığına inandığımız bu menfezlerden sonsuzluğu rasat etmeye koşuyor gibi mâbede koşmuş, ibadetle gerilime geçmiş ve ötelerin hülyalı âlemlerine açılmışızdır. Evet, hemen her zaman, ezan ve ibadet dakikalarında güya öbür âlemin rengârenk güzellikleri ve meleklerin ruhlarımızı kanatlandıran nefesleri gönüllerimize doluyor gibi olmuş ve varlığın daha bir bayıltıcı hâl aldığı o sihirli zaman parçalarında daha esrarlı bir güzellik ruhlarımızı sarmıştır.

66