Arkamızda bıraktığımız asrın sonlarına doğru pozitif ilimler o kadar şımardı, o kadar küstahlaştı ki, onun bu hezeyan ve lâubalîlikleri karşısında, modern bilimin dili ve tercümanı sayılan Ruben Alves, Paul Feyerabend, Rene Guenon’lar onun zimamını çekme ve onu tokatlama lüzumunu duydular. Keşke, onlar kadar olsun dengeli, rasyonel ve akl-ı selîme itibar ediyor olabilseydik! Aslında, gelecek nesilleri makinenin azat kabul etmez köleleri olmaktan kurtarmak ve milletimizin bir iki asırlık sekme ve sendelemelerini aşmak da böyle bir ilmî anlayışa bağlıdır. Bu anlayışı gerçekleştirdiğimiz takdirdedir ki, çağın televvünatıyla metafizik yeniden doğacak, insanlık ilim ve teknolojinin esiri olmaktan kurtulacak.. derken, her yerde kâinat bir kitap gibi okunacak, okunan şeyler birer münacat gibi hem sinelerimizin derinliklerine hem de Arş-ı Rahmet’e ulaşacak; tabiat bir meşher gibi temâşâ edilecek, her temâşâ bir Cennet zevkiyle ufuklaşacak ve bu inkılaplar silsilesi sayesinde tarihimiz bir altın çağ daha yakalayacak…
Vâkıa, yirminci asrın son çeyreğinde insanlık bir kısım tabulardan sıyrılmaya yöneldi ve belli bir ölçüde bunda başarılı da oldu; ama tam mânâsıyla eski alışkanlıklarından kurtulduğu söylenemez. Çünkü o, hâlâ, bilim ve teknolojiyi en hakikî bir mürşit, en yanılmaz bir rehber görmekte ve henüz bu kronik esaretini de fark edememekte. Ne var ki, dünya değişik bir tekevvün yoluna girmiştir ve girdiği bu yoldan geri dönmesi de ihtimal haricidir.