İçeriğe geç

Geleceğe karşı gözü kapalı kalmak bir körlük ise, geçmişe karşı alakasızlık da bir tâli’sizliktir. Evet, sadece mazinin türküleriyle avunanlar gözü bağlı nasipsizler, geçmişin mirasını bütünüyle reddedenler de bir kısım köksüzlerdir.

Her iki anlayış da mânâsız olmakla beraber, kökünü inkâr eden müstağriplerin4 durumu, hepten zararlıdır. Zira evvelkilerin hâlini, günde iki defa doğruyu gösteren bir durmuş saate benzetecek olursak; ikincilerin durumu, daha ziyade hiçbir zaman doğruyu bilmeyen ayarsız bir saati andırmaktadır. Ve toplum için bu tipler, daha zararlı ve daha aldatıcıdırlar.

Bizler, millet olarak, içinde bulunduğumuz asra böyle iki kanadı da arızalı olarak girdik. Toplumu temelden sarsan o günkü bunalımlar, bu arızanın bağrında boy atıp gelişti. Daha sonra ise, içtimaî bünye büyük bir kısmı itibarıyla erâcif yığını hâline geldi…

Şimdi onu, kendine has çizgide yeniden varoluşa hazırlayabilmek, bir insanlık borcu ve bir vecibedir. Biz de bunu yapacağız. Ama, bu ölü bünyeyi nasıl kanatlandırıp uçuracağız? Meselenin en mu’dil tarafı da işte burası… Bir-iki asırlık teşhis ve muâlecelerimizde, hep yabancıların rehberliğine tâbi olduk. Yine de aynı şeyi düşünüyorsak, şimdiye kadar Batı karşısında elli defa nakavt edilen dünyamız, artık Batılı elin “buket” tutmayacağına, panzehir sunmayacağına iyiden iyiye inanmış olmalıdır.

Evet, asırlardan beri izhar ettiği her canlılık emâresine karşı, Batının, onun ense köküne indirdiği balyozlarla, yerinden kımıldayamayacak hâle gelen bu dünya, hıyanetine inandığı bu hekime bir daha müracaat etmemelidir..!

111