İçeriğe geç
25. Bölüm

Huzur Topluluğu

Huzur, her mahfilde sözü edilen ve asla vaslına erilemeyen bir mahbub oldu. Esasen bu dert meyhanesinde, daima huzursuzluktan şikâyet edilmiş ve huzur adına türküler söylenmiştir. Ne var ki, her devirde meydana gelen yeni huzursuzluklar, bir evvelki devri aratmış ve “Hayali cihan değer” dedirtmiştir…

Huzur ve huzursuzluk, şimdiye kadar tarihin “gergin” çehresinde, bir gece-gündüz deveranı içinde devredip durmuş, bir türlü izafî çizgiden aydınlığa ve kat’iyete ulaşamamıştır. Nasıl ulaşır ki, burası gerçek huzur ve huzursuzluğun yeri değil; ancak yoludur. İlk mevhibelerini değerlendirenler ve istidat mumlarını tutuşturanlar, iradenin hakkını vermiş, nura ve huzura vâsıl olmuşlardır. Gönül ve vicdanlarında bir aydınlık ve huzura… Var oluş sırrını kavrayamayanlar, melekelerini şer hesabına geliştirenler ve sefil arzularına zebun olanlar ise, karanlığa, ama mutlak karanlığa ve huzursuzluğa maruz kalmışlardır.

İnananlar ve gerçeğin yolunda olanlar için, mutlak huzursuzluk asla bahis mevzuu değildir. Onlar her rahatsızlık ve tedirginliğin arkasında dahi bir ümit ve emniyet bişareti alır ve hâdiseleri gülerek karşılarlar.

İman ve ümit huzurun ilk şartıdır. Vicdanî yüceliğe erememiş, orada kendi Cennetini kuramamış kimselerin huzurlu olması düşünülemeyeceği gibi, geleceği ümitle bekleyen ve mutlu istikbalin hazlarıyla gönlünde Cennetler kuranların da huzursuzluğu düşünülemez.

Bu itibarla, milletçe bütün çırpınışlarımız, insanımızı böyle bir huzur topluluğu hâline getirme istikametinde olmalıdır. Hasis ve sefil duygulardan arınmış, yüce âlemlere doğru pervaz eden bir huzur topluluğu… Asude vicdanlı fertleriyle, emniyet ve saadet gamzeden aileleriyle; sulh ve sükun vaad eden milletiyle bir huzur topluluğu…

Evet huzur, evvela fertte başlar, ailede küçük bir içtimaî bütünleşmeye ulaşır ve nihayet toplumun bütün kesimlerine hükmedecek hâle gelir.

88