İçeriğe geç
6. Bölüm

Geleceğin Mimarları

Geleceği kuracak ve yükseltecek fikir işçileri, kendi ruhunda varlığa ermiş tâli’lilerdir. Maddesini ledünniyatına1 teslim etmiş bu hakikat erleri, alabildiğine silik ve alabildiğine sönük görünümlüdürler. Bu itibarla da onları, dünyevî debdebe içinde bekleyenler hep yanılmış ve hep inkisar-ı hayale uğramışlardır.

Dış görünüşleri itibarıyla oldukça mukassidirler. Ama sinelerinde bin bir buhurdan çeşit çeşit koku neşretmektedir. Onların nilüfer tenlerini, yasemin kokularını, onlarla hemhâl olmayanlara anlatmak oldukça zordur. “Girmeyen duymaz, tatmayan bilmez.” Kafdağı’ndan daha ağır bir yüktür, nâdanlara hâl arz etmek…

Nam u nişan nedir bilmez, makama, mansıba eyvallah etmezler. İçlerinde tutuşturdukları sonsuzluk ateşi, onları her şeyden müstağni2 kılmıştır. Bir mum gibi eriyen benliklerinde, cihanlar aydınlığa kavuşur ama onların göz hadekaları3 şuânın zerresini bile kendi hesabına kullanmak istemez. “Yol yapma bize, rahat yürüme başkalarına; sa’y u gayret bize, ganimet başkalarına…” Bilmem ki, bir bilmece olan mahiyetlerini, böyle birkaç hecede ifade etmek kabil olur mu…?

Onlar, alayişsiz ve gösterişsizdirler… Duygu ve düşüncelerini anlatmak için, ne yüce mahfillere, ne de muhteşem kürsülere ihtiyaç hissetmezler. Derunî duygularının simalarına aksetmesi, onlar için en yüce, en samimane bir anlatma yoludur.

Madde ve mânâ “alaşımı” yüksek bir mahiyete sahiptirler. Fıtratla kat’iyen tenakuza düşmezler. Maddeleri bir gergef inceliği içinde ve tamamen mânânın emrindedir.

Dayanıklıdırlar ve darılma bilmezler. Müsamaha atmosferlerine çarpan kin ve öfke şahapları, onların yakıcı ve eritici havalarıyla iz bırakmadan kaybolur gider. Yunus’un diliyle “Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz”dürler. Gönülsüz derken, onların kalbsiz oldukları zannedilmesin; onların içlerinde bin bir hüznün, bin bir sevincin bilmecesi nümâyandır.4

19